Ütopya’ya Çeyrek Kala… Böyle Bir Yer Var…

0

 

Lütfen okuduklarınızın hayal dünyamın yansıması olduğunu sanmayın. Hepsi gerçek!  Kesin bilgi…

Birkaç yıldır otomobil kullanamıyordum çünkü aracım yoktu.  Araba kullandığım eski dönemlerde de direksiyona yapışıp, sağımı solumu kollayıp gerginlikten sırt ağrısı çekerek dakikalar saatler geçirirdim. Şimdi araba kullandığımda, yüzümde kontrol edemediğim ve kontrol etmeyi istemediğim bir gülümseme var. Çünkü kızımla bir oyun icat ettik. Kim denizi önce görürse diğerine  “gülümse” diyor. Ve bu coğrafyada denizi ne zaman göreceğinizi tahmin edemiyorsunuz… Bir anda karşınızda, dikiz aynasında ya da sisin ortasında karşınızda beliriyor. Yani gülümsemek mecburi!

araba3

Siz buralara yaz mevsiminde gelirsiniz beraberinizde trafik canavarıyla. Ama şimdi, yola çıktığınızda kedileri, köpekleri, adını bilmediğiniz renklerdeki çiçekleri ve sadece derin nefes almak için sinyal vermeye bile gerek duymayan tek tük sürücüleri görürsünüz.

İki kez üst üste pazara giderseniz, esnaf sizi “o abla hoş geldin!” diye karşılar. Hayatınızda hiç görmediğiniz otlar tezgâhları işgal eder. “Bunu nasıl pişireceğim?” diye sorarsanız tarif verilir. “Azıcık haşla, üzerine sarımsak doğra, limon zeytinyağı ekle, olmadı sarımsaklı yoğurt koy…”

Zaman yavaş akar… İyi ki de yavaş akar… Çevrenizde olup biteni çok net görürsünüz. Burada insanlara selam verdikten beş dakika sonra hayat hikâyelerini dinlemeye hazır olmanız beklenir. Hepsi de mucize içerir. Hepsi ayrı ayrı başarı öyküsüdür. Sistemin çarklarında ezilmekten kaçanlar, “yeni bir hayat mümkün” diyenler burada buluşmuş. Özellikle de kadınlara hayranım burada. Kimi tek başına gelmiş, “bir süre kalır kafamı dinlerim…” düşüncesiyle… Kimi ardında bıraktığı hüzünlü bir aşk hikâyesi ve eteğinde çocuk veya çocuklarıyla. İlk zamanlar kahretmişler ama bugün  “iyi ki gelmişiz…”fikrindeler. Çünkü bu yerleşkede ne giydiğiniz, nasıl yaşadığınız, ne yaptığınız sadece sizi ilgilendirir. Ne yerlisi ne de sonradan gelenlerin başkasının hayatlarına özel bir merakı var. Ama siz anlatmak isterseniz dinlerler. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim. Çok farklı kültürlerden, ülkelerden insanlar bir arada mutlu mesut yaşayabiliyormuş…

Four Women Friends at the Beach

Öyle büyülü bir yer ki; isterseniz kent yaşamının renklerini ( müzik, resim, sinema, dans vb), isterseniz doğayla bir başına kalmanın dinginliğini yakalayabilirsiniz. Üstelik birini, diğerine tercih etme zorunluluğu olmadan…

Zaman yavaş akıyor ama gerçeklikten de kopmuyorsunuz burada. Yırca’da bir gecede altı bin zeytin ağacının kesilmesinin nasıl bir cinayet olduğunu burada daha iyi anlıyorsunuz. Çünkü zeytin ağaçları yol boyunca “ bizi gördünüz mü?” diye haykırıyor…

Haberlerde gördüğünüz o trafik kazaları var ya; daha bir dokunuyor. Çünkü her sabah yol kenarında minibüs bekleyen çocukların üşümemek için avuçlarını ovuşturmasını görecek kadar zamanım var…

bodrum10

Kendimizle barıştığımızda, dünyaya farklı bakmaya başlıyoruz. Artık Kobane, Halep, Musul, Kudüs, daha yakın. Evlerini bırakıp başka yerlerde, bir şekilde hayatta kalmaya çalışan insanlar, haberlerde duyduğumuz iki satır değil. “Bana dokunmayan yılan…” diye başlayan cümlelere hiç tahammülümüz kalmıyor. Çünkü hatırlıyoruz ki; “ insanız daha ötesi yok!”

Birazdan yine gülümseyeceğim.  Denizin nereden görünebileceğini henüz tam öğrenemedim… Ütopya’ya çeyrek var. Ve o son 15 dakika hiç bitmeyecek. Birlikte büyüdüğüm, olgunlaştığım, konuşmadan anlaştığım, kaçak güreştiğim, duygularımı ifade etmeye fırsatım olmadıklarım… İşte onlar !!! Sizi çok özledim…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın