Tek Suçlu Yıllar mı?

0

Yakından tanıdığım bir çift geçtiğimiz günlerde evliliklerinin 52. yılını kutladılar. “Kutladılar” demem lafın gelişi. Kadın eşinin ilişkileri açısından değerli olan bugünü hatırlamasını beklerken, zaten yaşama dair her şeyi unutmaya hazır olan erkek durumdan bihaberdi. Evliliklerinin uzun bir önemine yakından tanıklık ettiğim bu çiftin vardığı nokta; birbirlerinin gölgelerine kurşun sıkmayı düşleyerek ortak yaşamı sürdürme zorunluluğu… Ama yine de ayrılmayı hele hele boşanmayı akıllarından bile geçirmezler… Çünkü buna ne cesaretleri vardır, ne de güçleri.

tek suclu yillar mı

Adına evlilik denen ve hala bir çokları için “kutsal” kabul edilen ilişki biçimi hakkında herkesin kendi fikri ve deneyimi vardır elbette. Benim gözlemim ise insanların özellikle de kadınların evlilikleri ile ilgili hayal kırıklıklarının ilişkinin 10’uncu yılından sonra ortaya çıktığı yönünde.
Sanırım çiftler ortak evren kurma, çoğalma ve toplumda statü edinme aşamalarını bu ilk 10-15 yılda yoğun olarak yaşadıklarından, bu süreçte birbirlerindeki değişimi göz ardı ediyorlar.) İlk yıllardaki sevgi, tutku ve aşkı daha sonra kullanmak üzere paketleyip yaşam savaşı için ( ev almak,kredi ödemek,otomobil almak,kredi ödemek,çocuk yapmak, onu belli bir yaşa getirmek) yola çıkanlar geri döndüklerinde sakladıkları duyguları yerinde bulamayabiliyorlar.
“İşte hata burada!” demek çok kolay. Ancak hayatın dayatmalarına, toplum beklentilerine ve başarı hırsına kaçımız karşı koyabiliyoruz? Tüketim çağının “daha fazla ,daha iyi ve daha yeni” salgınına tek başına direnebilmek ne mümkün? Anı yaşamak yerine emeklilikte kendi cennetimizi kurmanın hayali daha çekici geliyor hepimize.

psikoloji6

Ama bu çılgın koşuşturma bir nebze hafiflediğinde, ya duyguların değiştiğini ya da eşin artık sizinle aynı kulvarda olmadığını fark ediyorsunuz. Aradan onlarca yıl geçmiş bir çok zorluk birlikte aşılmış, zaferler kazanılmış ancak ortak dil de kaybedilmiş. Son bir kaç ayda konuştuğum hemcinslerimden hep aynı cümleyi duydum. “Artık onu tanıyamıyorum, sanki yabancı biri var evde…” Erkeklere sorsam, onlar da eşlerinin eskisi kadar özenli olmadığından, ilişkiyi önemsemediklerinden dem vururlar.
Annelerimizin “çocuklar için bu evliliğe katlandım.” bahanesi işte tam da bu noktada gelip yaşamımızın merkezine oturur. Katlanmak ya da çekip gitmek.. Bu iki seçenek arasında yok olup gider bir çok ilişki ve yaşam.

missing piece

Üçüncü bir seçenek var elbette. Yeniden “bir” olmak!!! Biraz da bunun üzerinde düşünmek lazım…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın