Önce ; “Hep Aynı Manzara”

0

Yeni yıla, yenilerle, yaşamında yeni kapılar açanlarla başlayalım istedik. Çoğumuzun aklından geçmiştir;”şu işi bıraksam da tostçu olsam…” ya da “bankanının sıkıntısını çekmekten yoruldum, pastacılık  yapsam karnım doyar mı?” diye. Ama sadece aklımızdan geçtiği ile kalır. Bir şeyler elimizi kolumuzu bağlar. Bunun istisnaları da var elbette.  İşte aklından geçeni, yaşama geçiren birinin hikayesi…

 

 

Hep Aynı Manzara

“Nefes alın, geçmiş olsun, ameliyatınız bitti! Uyanın Lütfen!”

Anestezi teknisyeni az önce ameliyatı biten hastayı uyandırıp, derlenmesine yardım etmeye çalışırken, iki hemşire hanımda hastanın üzerindeki damar yollarını, drenleri, monitörleri düzeltiyorlar. Hazır olunca, hastayı ameliyat masasından alıp onun için bekleyen tekerlekli hasta yatağına aktaracak ve yoğun bakım ünitesine çıkartacaklar. Yardım etmek için bekleyen personel beyler ise hazırlıklar bitene kadar, zaman kazanmak için etrafı toparlıyorlar. Etrafta adeta bir uzay üssünü andıran çeşitli aletler ve monitörler, LCD ekranlar, spotlar. Bir süre izledim onları hareket etmeden, sanki beni görmüyorlar hissine kapıldım.

Hep aynı manzara. Asistanlık yıllarımdan beri hep beklerim hasta sedyeye aktarılıp odadan çıkana kadar. Hocalarımdan öyle gördüm, öyle yetiştirildim. Son dikişin atılması ile yoğun bakıma giriş arasındaki o pencerede birşeyler ters giderse orada olmak için, duruma müdahale etmek için. Genelde sadece izlerim olanı biteni, birşey düşünmeden. Bir bakıma ameliyat sonrası meditasyon. Ama bu defa farklı. Türlü çeşitli fikirler uçuşuyor kafamın içerisinde.

Şu an 42 yaşındayım, birgün 55 olacağım daha sonra 65. Bu manzara hiç değişmeyecek. Belki saati değişecek, gece yarısı iki veya sabah beşi gösterecek duvardaki saat ben burada otururken. Belki bir akşam yemeğinden veya dahil olmak istediğim bir toplantıdan ayrılıp gelmiş olacağım. Kim bilir belki de evde kendi sevdiklerim, ailem bana ihtiyaç duyarken bekliyor olacağım hastanın kapıdan çıkıp yoğun bakım ünitesine sağ salim girmesini.

“Bu mu gerçekten? Hepsi bu mu hayatın benim için önüme koyabildiği?” diye düşündüm birden. İçim buruldu.

 

ameliyathane monitor

Çok iyi bir eğitimim vardı. Türkiye’nin sayılı liselerinden birinden mezun oldum. Sonrasında da Türkiye’nin ilk üç Tıp Fakültesinden birisinden aldım Tıp Doktoru Diplomamı. Sonra ihtisas, askerlik,vb. Asla maddi kaygılar ile değil, tamamen iyilik yapmak niyeti ile seçtim mesleğimi. Ama şans mıdır, tesadüf mü bilemem, İstanbul’un en prestijli hastanelerinde en ünlü isimler ile çalıştım yıllarca. Çok da severek, gocunmadan, gücenmeden, şikayet etmeden, yüzüm gülerek yaptım mesleğimi. Saatlerce defalarca cevapladım aynı soruları; Tekrar aynı cevapları duymak iyi geldiği için hasta yakınlarına. Ben orada olduğum için birilerinin şifa bulması, acısının dinmesi fikri devam etmek için gereken gücü verdi hep. Hala da veriyor.

ameliyathane1

Şu anda da, o prestijli hastanelerden birisinin ameliyathanesindeyim yine, tüm bu fikirler ile karışıkken kafam.

Yirmili yaşlarımda 40 olduğum zaman hayatımın neye benzeyeceğine dair bir resim vardı hayalimde. Şu anki hayatım ancak bu kadar ilgisiz, bu kadar uzak olabilir o hayalden. Dahası bu şekilde devam edersem o hayal ne 55 de gerçek olacak ne de 75 de. İnsan için olup da, insana dokunmak için olup da, bu kadar insanı kendisinden ve etrafından uzaklaştıran bir başka meslek daha var mı acaba? Merak ediyorum.

Bir süredir düşünüyorum: “Ne için, neyi feda etmeliyim?” diye. Yıllar yıllar süren eğitimim ve emeğim boşa gitmesin diye önümdeki yılları mı feda etmeliyim? Yoksa önümdeki yılları yaşamak için, yıllar yıllar süren eğitimi mi? Doktorluk benim etim, kemiğim gibi bir parçam mı? Yoksa ceketim gibi, gerekirse çıkartıp asabileceğim bir meslek mi sadece? Sonucun değişmeyeceğini bile bile aynı yolda yürümek azim mi? Aptallık mı? Niyet insana dokunmak ise, acı dindirmek ise, iyilik yapmak ise bunu yapmanın yolu sadece doktorluk mu? Saatler süren bir ameliyat ile hayata dönen ve sonra yara izinin kaybolmamasından şikayet eden; Her tarafını saran hastalığı görmezden gelip, tüm terslikler için doktorunu veya sistemi suçlayan insanlar için kendini feda ettiğini iddia etmek cesaret mi? Yoksa yaşamaktan, risk almaktan, kim olduğunu veya olmadığını keşfetmekten korkmak mı? “Doktor bey, patoloji formunu imzalar mısınız?”

Hasta kazasız belasız ameliyat masasından sedyeye aktarıldı. Açılan otomatik kapıdan geçerek uçsuz bucaksız koridorun sonundaki asansöre doğru yola çıktı. Hep aynı manzara. Ama bu defa izleyen bir başkası…   Kaya G. İstanbul 2015

 

DEVAM EDECEK…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın