Karar; “Hemşire Hanım, Makas Lütfen”

0

Editör Notu: Bu yıla başlarken “Hep Aynı Manzara”, “Seçenek Yok mu ? Zor mu?” başlıklı iki yazı yayınlamıştık. Sırada üçüncü bölüm var.

http://www.kentlikadin.com/once-hep-ayni-manzara.html

http://www.kentlikadin.com/ic-hesaplasma-secenek-yok-mu-zor-mu.html

 

“Hemşire Hanım, Makas Lütfen”

“Ne Yani? Doktorluğu bırakıp hayat koçu mu olacaksın cidden?”

Sabah sabah Dünya daki en saçma fikri duymuş gibi bana bakıyordu mesai arkadaşım. Yüzündeki belli belirsiz gülümsemeyi saklamaya dahi çalışmadan. Şaka yaptığımdan ama etkisi “daha büyük olsun” diye ciddiyetimi bozmadığımdan emindi neredeyse.

“Koçluk senin zannettiğin gibi bir meslek değil” dedim, sakince. İnsanların amaçlarına, hedeflerine ulaşmaları için sadece karar vermelerinin, post-it lere motto yazmalarının yetmediğini söyledim. O kararları hazmetmek, içimizdeki direnci kırmak ve yol almak için farklı türlü bir sürü ruh hali ve iç ses ile baş etmek gerekiyordu. Ben biliyordum, O da biliyordu neden bahsettiğimi. Onayladı.

Aksi halde eline bir diyet listesi alan herkes ideal kilosuna gelebilirdi. “Bu yıl şunu, şunu yapacağım”  diyen hiçkimse, ertesi sene neredeyse aynı şeyleri yapmaya, ama bu defa gerçekten yapmaya, kendi kendine söz veriyor olmazdı. Herkes işinde, ilişkisinde tüm sorunlarını çözer, anlamlı bir hayat yaşadığını bilerek mutlu ve enerjik uyanırdı her sabah. Başkaları gibi sıkışıp kalmış, ne yapacağını bilemez durumda hissetmezdi. Öyle değil mi?

Yüzündeki gülümseme silinmişti. Kaşları kalkmış, merakla bakıyordu şimdi: “Nasıl yani? Koç olunca tüm bu konularda bana nasıl yardım edebilirsin ki?” dedi ve ekledi: “Bir kere herkes farklı, kimin için neyin iyi olduğunu, neyin işe yarayacağını nasıl bilebilirsin?”

“Bilemem tabii ki.” Dedim. “Zaten buna gerek de yok”. Gülümsedim. Henüz çok yeni olan her meslek gibi, koçluk da bir çok varsayım ve yanlış beklenti ile çarpıtılmış bir konumdaydı birçok insanın gözünde. Koç kelimesi aslen İngilizce’deki “coach” (Atlı Araba-Fayton) kelimesinden geliyordu. Bir insanı olduğu yerden alıp, istediği yere götürmek; Yolculuğu hızlandırmak, kolaylaştırmak anlamındaydı Koçluk (yani “Coaching”). Herkes kendi biliyordu zaten nereye gideceğini, nasıl gideceğini. Sadece hiç kimse tüm o yolu yağmurlar altında, çamurlara bata çıka, tek başına ve yürüyerek gitmek istemiyordu. O yüzden bir “coach” ile çalışmak iyi geliyordu insanlara. Ulaşıyorlardı varacakları yere.

 

hemsire hanim1

Biraz düşündü ve “O zaman benim koçum olur musun? Aklımda birkaç konu var bir süredir kafamı kurcalayan” dedi. “Tabii ki” dedim. Sabah vizitinden arta kalan işleri bitirdik. Hastalarımıza bir kez daha baktık. Akşam mesai çıkışı için randevulaştık.

Koçluk eğitimim halen devam ediyordu aslında. Senelik izinlerimi kullanarak yarattığım boşluklarda her biri beş tam gün süren yoğun ve interaktif eğitim modüllerini tamamlıyordum. Bir yandan da koçluk hakkında ulaşabildiğim her kaynağı, her kitabı okuyor, internet sitelerini ve makaleleri tarıyordum. Ne de olsa okumak ve ders çalışmak biz de bir tür meslek hastalığı sayılır. Öğrendikçe daha çok öğrenmek istiyordum.

Akşam mesai çıkışı boş ofislerden birisinde buluşmuştuk. Anlattım sürecin nasıl işleyeceğini. Konuşmak için hayli zor bir konu seçmişti. Başta biraz bocaladım ama yine de elimden geleni yaptım. Tıpkı ameliyat masasında beklediğinden daha zor bir vaka ile karşılaştığında, ameliyatı sonlandırmak yerine, yine de elinden gelen herşeyi yapmayı seçen bir cerrah gibi. Tıpkı her cerrahın yapacağı gibi. Başta pek bir ilerleme kaydedemedik. Biraz daraldım, terledim, her cerrah gibi. Ama sonra birşey oldu. Bir noktadan sonra, herşey çorap söküğü gibi çözüldü, açıldı gitti. Yepyeni bir bakış açısı ve hareket planı oluşturmuştuk beraber çalışarak. Koçluk ve cerrahinin prensip ve süreç anlamında birbirine böyle benzeyebileceği hiç aklıma gelmemişti o ana kadar. Itiraf etmeliyim bu benzerliği farketmek hoşuma gitmişti.

İki veya üç gün sonraydı. Saat sekizi geçmiş olmasına rağmen eve az önce girebilmiştim. Bir yandan yiyecek birşeyler hazırlamaya çalışırken bir yandan da yorgunluk ve uyku bastırmadan önce sahip olduğum son üç saatimi nasıl değerlendireceğimi tasarlamakla meşguldüm. Cep telefonuma bir mesaj geldi. Sonra ard arda birkaç mesaj daha. Mesai arkadaşım teşekkür ediyordu. Yaptığımız görüşme sırasında farkettiği yeni bakış açısı sayesinde, ve nedensiz olduğunu anladığı kaygılarından sıyrılmanın da verdiği güçle, sorunu ile ilgili bambaşka bir yaklaşım denemişti. Daha önce yapabileceğinin farkında dahi olmadığı birşey. Ve olmuştu! İşe yaramıştı ve çok iyi hissettiğini paylaşmak için yazıyordu bana. Çok mutlu oldum. Ben de kendimi iyi hissetmiştim.

Her zaman her görüşmeden böyle bir dönüş beklemek (tıpkı cerrahide olduğu gibi) hayalperestlik olurdu sadece.

Ama… Yine de… Eğer bir defa olduysa, yeniden olabilirdi. Kaya G.2016 ANKARA

 

 

Serinin son yazısı böylece tamamlanmış oldu. Yazarımızın uygun gördüğü bir zaman sonra “gelinen noktayı” sizlerle paylaşmayı planlıyoruz. Yaşamını yeniden düzenleme cesaretini bulan herkesin yolu açık olsun…

 

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın