İç Hesaplaşma; “Seçenek Yok mu ? Zor mu?”

0

2016’nın ilk günü bir yazı dizisine başlamıştık. “Hep Aynı Manzara” başlıklı yazının ikinci bölümünde sıra…

 

Seçenek Yok mu ? Zor mu ?

 

Trafik zaten yeterince sıkıcıydı. Bir de bu yağmur eklenince, Mecidiyeköy metrobüs istasyonu yakınında bir yerlerde her birimiz kendi arabamızda yan yana , arkalı önlü, sağlı sollu adeta bitişik nizam ekilmiş bir araba tarlasında hapsolmuştuk. Bilen bilir, böyle zamanlarda ya eş dost aranır telefon ile, ya da yeni bir istasyon aranır radyoda. Sinirden delirmemek için. İşler yolunda giderse bir buçuk belki de iki saat sonra mümkün olacaktır çünkü evin kapısından girmek.

shutterstock_143331490

 

Bir süredir böyle zamanlarda radyo ile telefon ile ilgilenmekten daha farklı bir ilgi alanım var. Düşünüyorum. Sürekli , hiç durmaksızın, bazen artık yeter dediğim halde, bazen ise odaklanabilmek için, fikirlerimi duyabilmek için kendi kendime konuşarak düşünüyorum. Ama dinleyen zannederki hepsi aynı ses tonuna sahip bir komite tartışıyor arabanın içinde:

 

-Artık devam edemem, böyle düşünürken, böyle hissederken mesleğimi yapmaya devam edemem.

-Peki ne yapacaksın? Başka ne yapmayı biliyorsun ki?

-Sen cerrahsın, cerrah! Dışarıda ne yapabileceğini sanıyorsun?

Bilmiyorum, ama ne istersem yapabilirim. Aklım, sağlığım, gücüm yerinde.

-Bırak bu lafları, ne isterse yaparmış. Yap o zaman yap hadi de görelim. Hem sen daha ne istediğini bile bilmiyorsun.

-Öyle mi gerçekten?

-Biliyorum tabii ki, sadece hangisini seçeceğime karar veremiyorum.

-Ciddi misin? Neymiş bildiğin?

-Yani, insanlara fayda üretebileceğim, kendimi geliştirebileceğim, yeteneklerimi kullanabileceğim herşey olur aslında.

-Yani ?

-Bilmiyorum.

-Ya bak. Hem hadi yapabilirsin diyelim. Nasıl söyleyeceksin herkese? Çevren nasıl karşılayacak? Ailen, annen, baban, arkadaşların, meslektaşların, hastaların, komşuların. Ne diyeceksin onlara?

-Sosyal hayatın nasıl etkilenecek hiç mi düşünmüyorsun?İnsanlar, cerrah olduğunu, nerede çalıştığını öğrenince bir başka davranıyordu. Şimdi nasıl olacak sence? Bununla yaşamaya hazır mısın?

Tüm statülerinden sıyrılıp sadece ismini söylemeye hazır mısın?

Gerçekten? Buna değer mi?

-Değer, evet değer. Çünkü, farkında mısın bilmiyorum ama ben mesleğim değilim. Beni değerli kılan ne eğitimim, ne yapabildiklerim, ne de şu saate kadar yaptıklarım. Beni (ve herkesi), bizi, değerli kılan yegane şey şu anda hayatta ve var olmamızdır. Her sabah, günün ne getireceğini bilmeden, yarının garantisi olmadığı halde uyanıp yataktan çıkma cesaretini gösterebilmemizdir. Hayatın getireceği acı ve tatlı her şey ile ve herşeye rağmen bir gün daha yaşamak, bir gün daha denemek azmini gösterebilmemizdir değerli olan. Tüm olumsuzluklara, yaşanmış onca acı tecrübelere rağmen, hayallerimizi ve umutlarımızı bir gün daha özenle koruyabilmemizdir bizi değerli kılan. Ne mesleğimiz, ne sertifikalar, ne de geçmiş zaferler o gün iyi ve muzaffer hissetmek için yetmez ve gerekmez de aslen.

Bir şey oldu o anda. Trafik hala aynıydı, yağmur daha da yoğundu belki, silecekler son hızda çalışıyordu. Ama sustu kafamın içindeki bütün sesler. Herkes ve her ses sustu. Bir sonraki düşüncemi bekliyordum, ne gelecek buna cevaben diye. Ama gelmiyor hiç bir cevap, ne bir cümle, ne bir görüntü, ne de başka bir şey. Sadece tarifsiz bir huzur çöktü içime. Ellerimle tutabilecek kadar gerçek hissettim üzerimden bir ağırlık kalktığını, içimden bir sıkıntının buharlaşıp uçtuğunu.

shutterstock_77348428

 

 

Yarın istediğim insan olabilirdim. İstediğim işi yapabilirdim. İstediğim hayalin peşinden koşabilirdim. Kimse tutmuyordu beni zorla. Kimse engel olmuyordu bana. Kafamın içindeki ses hariç hiç kimse. Ne Tuhaftı! Gerçek Dünya’da hiçbir şey değişmemişti aslında. Dün de, ondan önceki gün de en az şu an olduğum kadar özgürdüm seçmek için. Fakat, ilk kez sorunun seçeneksizlik değil, seçebileceğimin farkında olmamak (belki seçecek cesarete sahip olmamak) olduğunu idrak etmiştim. İlk kez olduğum yerde durup şikayet etmeye hiç bir hakkım olmadığını fark etmiştim.

Bir süredir belli belirsiz kafamda olgunlaşan ikinci bir tohum daha var: Ne ile ilgilenmek istediğime dair bir fikir. Hem yapmaktan keyif alacağım hem de insanlara, hayatlara dokunmaya devam edebileceğim bir meslek. Tıpkı aklımın içinde ki fikir gibi, bir kariyer olarak daha henüz Dünya’da ve Türkiye’de çok yeni, henüz filizlenmekte olan bir iş. Yine de garip bir şekilde bana uygun olduğunu, yaratacağı faydanın çok kıymetli olacağını hissettiğim bir iş.

Sonbaharlardan bir sonbahar, sarı, turuncu yapraklar ile dolu bir yolda babam ile beraber yürürken ona demiştimki: “Eğer bana bir tek nasihat, bir tek tecrübe aktarabilecek olsaydın bu ne olurdu baba?”. Altmışlı yaşlarında idi. Yine de çok dinçti vücudu. Berrak, zeka doluydu gözleri. Biraz düşündü ve “Hayatını seni tatmin edecek şekilde yaşa.” dedi. Haklıydı, çünkü hayat için önemli değildi onu nasıl yaşadığım. Benim için önemliydi hayatım ile ne yaptığım, ne istediğim. Beni üzecekti değerlerime, yeteneklerime, hayallerime ve kendime sırtımı döndüğümü hissetmek.

Artık geri dönüş yoktu. “Yeni bir düşünce ile boyutları genişleyen bir zihin, bir daha asla eski boyutlarına küçülemez” di. Benim için neyin değerli olduğunu seçme ve bunu hayatıma getirme sorumluluğu ve insiyatifi sadece ve sadece bana aitti. Lisede beden eğitimi öğretmenimin dediği gibi “kimse kimsenin yerine ter dökemezdi”. Herkes kendi kaslarını, stratejisini, kendi başarısını inşa etmek zorundaydı. Bu bazen keyifli olmayan işler yapmayı, rahatlık sınırlarından çıkmayı, risk almayı, inanmayı, korkulara rağmen devam etmeyi gerektiriyordu. Ben de öyle yapacaktım.

Birden gözümün önüne “Profesyonel Koç” olmaya karar verdiğimi öğrenince arkadaşlarımın yüzlerine yayılacak olan şaşkın ifadeler geldi. Gülümsedim.

Kaya G.2016 Ankara

http://www.kentlikadin.com/once-hep-ayni-manzara.html

DEVAM EDECEK…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın