Hepimiz Depresyondayız…

0

Bir insanın ruh halini, kendi öznel koşullarının yanı sıra sosyal çevresinde, ülkesinde yaşananlar belirler. Hadi soralım; Nasılsınız? Türkiye’de bu soruya içtenlikle “iyiyim” yanıtını veren kaç kişi vardır acaba? Günlük işler yolundaymış gibi görünse bile sanki genel bir depresyon salgını var ülke sınırları içinde.
Depresyon, elem, keder, karamsarlık, umutsuzluk duyguları ile; daha önceden zevk aldığı, ilgi duyduğu nesnelere, uğraşılara ilgi duymaması ve hiçbir şeyden zevk alamama hali olarak tanımlanıyor.
Depresyondaki insanlar içinde bulundukları durumu;
– “Çok üzgünüm, sanki daha önceki kişiliğimi kaybettim.”
– “Hiçbir şeyden zevk alamıyorum.”
– “Bu sıkıntı, keder bitmeyecek.”
– “Hayat bana ağır geliyor.”
– “Canım hiçbir şey yapmak istemiyor.”
– “Kendimi yorgun, bitkin hissediyorum.”
– “Sabırsız, tahammülsüz bir insan oldum.”
– “Kimse gelsin-gitsin istemiyorum.
– “Sessiz, sedasız bir odada, kendi başıma kalmak istiyorum.”
– “Bazen artık yaşamın bir anlamı kalmadı diye düşünüyorum.”
– “Bir şey öğrenemiyorum, her şeyi unutuyorum.”
– “Çok sıkılıyorum, daralıyorum, baş ağrılarım sıklaştı.”
– “Ne yapacağımı bilemiyorum, karar veremiyorum.”
Şeklinde ifade ederlermiş. Sizce çevrenizde bugünlerde bu cümleleri kurmayan bir var mı?

gölge nejat

Neredeyse üç aydır toplum olarak gerçeklikten koptuk. İlk şokla ( 17 Aralık Operasyonu) beraber karamsarlık bulutu etrafımızı sardı. Çünkü anlatılanlar, ilişkiler, yargı sistemi, komplo iddiaları, ayakkabı kutuları, kasalar ve yüksek perdeden atılan nutuklar insanların kaygı eşiğini yükseltti. En basitinden “başımıza bir şey geldiğinde kime gideceğiz?” sorusuna yanıt bulamamak bile yeterince endişe vericiydi.
Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamıştık ve işin nereye varacağı konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. Üstelik birçoğumuz bu kavganın tarafı bile değildik. “Alacakaranlık Kuşağı” adlı korku filminin serisinin izleyicileriydik artık. Ortaya atılan her iddianın ardından alelacele yapılan yasal düzenlemeler, sürekli bağıran politikacılar, ekonomideki sarsıntı her evde kaygılı gözlerle izlendi.

i4

Ama süreç uzadıkça tepkilerimiz de farklılaştı. Sanki artık skandallara karşı bağışıklık kazanmıştık. Şaşırmayı unutmaya başladık. Gelişmeleri “arkası yarın” izler gibi takip eder olduk. Öyle ki Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen telefon görüşmesi Muhteşem Yüzyıl adlı dizinin sıradan bir bölümü kadar bile ses getirmedi. Konuşmanın içeriğinden çok teknik sorulara yanıt arandı. Bu kez ötekileştirilen meslek grubu montajcılar ve polisler oldu.
Artık iddia, komplo ve skandal bağımlısıyız. Her akşam yeterli doz telefon kaydı dinlemezsek dengemiz bozuluyor. Merakımız giderildikten sonra ise durum daha vahim. Çünkü sanki bunlar dünyanın başka bir noktasında yaşanıyormuş ruh haline giriyoruz. Kendi dünyamıza yabancılaşıyoruz.
Kimsede elini kolunu kaldıracak hal yok. Kime “nasılsın?” diye sorsanız umutsuz bir yanıt duyarsınız… Bakalım bu toplu bunalımdan nasıl çıkacağız?

Lütfen Paylaşın...

Bu yazı yorumlara kapalıdır.