Büyümekle Değişmeyen Şeyler…

0

Yaşınız 30 ya da 40 fark etmez, çocuklukta yaşadığınız şeyler şekil değiştirip hayatınızda yer almaya devam eder. Bu düşünce küçük kızımın geceleri yalnız uyumamak için verdiği mücadeleyi “duruşumdan taviz vermeden” izlerken geldi aklıma. Aynı soytarılıkları hepimiz yaptık ve yetişkin olduğumuzda da bunlardan ilham aldık.
“Karanlıktan korkuyorum.”  cümlesinin içeriğini değiştirip kaç kez eşime karşı kullandım hatırlamıyorum… Ama hep işe yaradı.

Çocukken iyi not aldığımızda bunun verdiği ayrıcalığı kullanabilmek için eve koşardık. ”Akıllı oğlum/kızım” ile başlayıp ödülle biten sevgi gösterilerinden büyük haz duyardık. Kötü not aldığımızda ise ya saklardık ya da öğretmenlerin hakkımızı yediklerinden dem vururduk. Yetişkin dünyasında işler sanki çok mu farklı? Başarılar benim, yetersiz kaldığımda ise suçlu hep bir başkası…

çocuk62

Evcilik oyunlarını hatırlıyor musunuz? Minik fincanlarda olmayan çayı içip neşeyle konuştuğunuz o günleri? Şimdilerde de aynı oyunu oynuyoruz. Arkadaşlarla buluşup gittiğimiz yemekler de yetişkin dünyasının oyunu aslında.
Evin telefonunu uzun süre meşgul ettiğinizde annenizin “bu alet suyla çalışmıyor!” uyarısını kaç kez duydunuz? Evet, artık 7’den 70’e herkesin kendi telefonu var. Ve telefonla konuşmak hala çok çekici. Çocuklarımıza sınırlama getirmeye çalışsak da kabul edelim ki bizler de bu tür iletişimi çok seviyoruz.
Çocuklar yalnızken farklı kişiliklere bürünüp ya şarkıcı, ya prenses ya da kötülüklerle mücadele eden insanüstü bir canlı olurlar. Bazen ben kendimi de tencere ve tavalarla konuşurken buluyorum. Veya yalnızken müzik eşliğinde olabilecek en saçma dans figürlerini deniyorum. Çünkü bu da benim oyun oynama tarzım. Siz yapmıyor musunuz?

Child birthday party .

Okula gitmek istemediğimizde bilinen en iyi mazeret karın ağrısıydı. Bildiğim kadarıyla onun üstüne daha iyi bir bahane icat edilmedi. Peki, zaman zaman işten günlük rutinden kaçmak için tıp tarafından henüz nedeni saptanamayan baş, sırt veya bel ağrısını siz kaç kez kullandınız? Yetişkin dünyasında buna kafa izni deniyor.
Kendi adıma konuşmam/yazmam gerekirse el becerim hiç yoktur. Ama çocuklarımın dakikalarca resim çizme, boyama yapma ve stilist özentisi içine girme çabalarına şahit oldum. Bir yönüyle bunu yetişkinlerin akıllı telefonlarda çektikleri fotoğraflar üzerinde yaptıkları süslemelere benzetiyorum. Doğal olarak ben bu işte de başarısızım.
Doğum günü benzeri organizasyonlar da çocukluk yıllarının izini taşır. Doğum günü çocuğu olmanın o 24 saatlik ayrıcalığını yaşamak, çok büyüsek bile vazgeçmek istemediğimiz bir lüks…

Artist school little girl painting watercolors portrait

Sizi de çocukken öğlen uykusuna zorla yatırdılar mı? Ben çok direnirdim… Çok pişmanım. Şimdi “bıraksalar da 10 dakika gözlerimi dinlendirebilsem” diye çok yalvarıyorum…

Ya da ergenliğe girdiğiniz andan itibaren “18 yaşıma bir gireyim kimse beni bu evde bir dakika bile tutamaz.” diye yeminler ettiniz mi? Ama heveslenmeyin, kaç yaşında olursanız olun bir sürü insan ve kurum  sizi sınırlamak için yarışacak. Ailenizin yanı yine en korunaklı yer olarak kalacak.

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın