Anlayan Beri Gelsin…

0

Toplum olarak yaklaşık üç haftadır birçok heyecanlı bir dizi filme dikkat kesilmiş durumdayız. Gözümüzü kırpmadan tek kanallı dönemin iştahı ile olup biteni izliyoruz. Her tür insanın ilgisini cezbedecek bir macerayla yatıp kalkıyoruz.
Çarpıcı bir senaryo kaleme alınmış. Bir ölçü “Hanedan”, biraz “Kurtlar Vadisi”, iki ölçü “İntikam”, az miktarda “Şefkat Tepesi “ ve alabildiğince LOST. Tüm malzemeler devlet mekanizması içinde karıştırılıp servis edildiğinde ortaya bağımlılık yapan bir film çıkmış.
Ama bu dizinin senaristinin hafif şizofren olduğundan şüphelenmeye başladım. Çünkü dizi filmin her bölümün yayınlanmasının ardından kelli felli yorumcuların söylediklerini dinlediğimde, okuduğumda “acaba herkes aynı filmi mi izliyor?” sorusu aklıma takılıyor.

film

Senaryoda bana mantıksız gelen birçok nokta olduğunu da itiraf etmeliyim. Bir kere kim iyi adam, kim kötü çok anlaşılamıyor. Bu konu izleyicinin yorumuna bırakılmış. Ama çok zengin bir oyuncu kadrosu var. Ve her bölümde filme yeni karakterler ekleniyor. Bu durum zaman zaman insanı hikâyeden koparıyor. Üstelik kadın karakter kullanımında çok cimri davranılmış.
Ayrıca gerçek hayatla bağdaşmayan bazı unsurlar var. Mesela gerçek hayatta savcılar ile polisler işlerinin doğası gereği birlikte çalışması beklenir. Ancak bu filmde sanki düşman gruplarmış gibi yansıtılıyor. Bir de yargı ile ilgili çok teknik terim kullanılıyor.” HSYK nedir, neye yarar?” konusu biraz havada kalmış.
Filmin ilk bölümünde ekrana getirilen yolsuzluk sahneleri yeterince iyi işlenmemiş gibi geldi bana. Olay çok dağınık anlatıldı. İzleyiciler mesajı tam olarak anlayabildi mi pek emin değilim. Yine de senaristin hakkını verelim. Evdeki kütüphanede ayakkabı kutusunda para saklamak çok yaratıcı…

film2

Bölümler arasında bağlantı da zayıf. Yolsuzluk hikâyesinin ardından çok farklı bir konu olan yargı-yürütme ilişkisine geçildi. Ardından anlatılan istihbarat savaşları ve kullanılan yöntemler de biraz karışık olmuş hem çekimler de pek karanlıktı. Belki bu bölümlerde bir anlatıcı kullanılabilirdi.
Kabul edelim ki, mekân kullanımı çok başarılı. Ekranda sürekli farklı kentlerin,alışveriş merkezlerinin ve binaların görüntülerini izleyebiliyoruz. Dizide zaman zaman Amerika Birleşik Devletleri’nde çekilen bölümlere yer veriliyor. Ardından Türklerin son dönem gözde tatil merkezi Dubai’ye gidecek olanlara rehberlik hizmeti de sunuluyor. Anlaşılan yapımcılar hiçbir masraftan kaçınmamış.
Bu denli geniş kitleye sahip olan dizinin, hayatın her noktasına nüfuz etmesi de kaçınılmaz oluyor. Son yılların izleyici rekorunu kıran program yüzünden insanların günlük hayatta kullandığı dil de farklılaştı. Sınavdan çıkan öğrenciler, öğretmenlerin kendilerine kumpas kurduğunu iddia ediyor. Paralel kavramı geometri kitaplarındaki görevinden alınıp siyaset literatürüne atandı.Ve evde bir makinenin bozulması aile bireyler tarafından “zamanlaması manidar” olarak değerlendiriliyor.
Artık ne dedikodunun ne de futbol konuşmanın tadı var. Herkes dizinin gelecek bölümünde ne olacağını merak ediyor. Milyonlar sanki hipnoz etkisi altında.

film5

Birkaç gereksiz detaya değinmek zorunda hissediyorum kendimi. Çok anlamam ama ekonomiden pek parlak haberler gelmiyor gibi. Birçok insanın işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya kalacağından endişe duyuyorum. Demokrasi kavramında da kafalar karışmış. Evrensel tanımda olmazsa olmaz diye yer alan “Kuvvetler ayrılığı” ilkesi sanırım tedavülden kalkıyor. Sisteme karşı duyulan güvensizlik hepimizi yatağa düşüren grip gibi salgın hale geldi. Yani anlayan beri gelsin… Ya da bu dizi artık final yapsın, kalbimiz daha fazlasına dayanır mı bilemiyorum..

Lütfen Paylaşın...

Bu yazı yorumlara kapalıdır.