Yok Aslında Bir Farkımız…

2

Neden bilmem ama tüm belalar bizim başımıza gelir diye düşünürüz. Sanki dünyanın başka yerlerinde yaşayan kadınların bizim gibi sorunları yok sanırız. Ama bu çok büyük bir yanılgı.
Geçtiğimiz günlerde Amerikalı bir kadınla tanıştım. Herhalde 60’a merdiven dayamıştı. Akıllı entelektüel bir kadından bahsediyorum. Avrupa’nın önemli başkentlerinden birinde önemli bir düşünce kuruluşunun başında kendisi. Biraz sohbet ettiğinizde size yüreğindeki yaraları açmaya çoktan razı biri. Severek evlenmiş. İki de çocukları olmuş. Ama alkol ile birlikte gelen şiddet evliliği bitirmiş. Hemen sonrasında da adam yaşamını yitirmiş. Bunları dinlediğinizde karşınızdaki insanın bunalımda olmasını beklersiniz değil mi? Yanlış. Hiçbir sıkıntı hissetmeden hikâyesini anlatan bir kadın var karşımda… Kim bilir , ”sonraki daha iyi olabilir “ diye geleceğe umutla bakabilen bir kadın.

kadın47
Bir de Türk erkeklerle evlilik sürdüren Avrupalı kadınlar var. Ne gelenekleri ne de alışkanlıkları birbirine benzeyen çiftler. Türk erkekleri, mümkünse sorunlarını eşleriyle paylaşmaktan kaçınır. Bir tür zayıflık göstergesidir, sorunlardan bahsetmek… Ama bu mesaj, karşı taraf tarafından ilgisizlik, duyarsızlık hatta yakın bir dostumun deyişiyle “ hadsizlik “ olarak algılanabilir. Kültür farklılığı, kullanılan ortak dil bile aradaki mesafeyi uzatabilir. Hele bir de erkek Türk feodal sisteminin bir parçasıysa…. Araya bir takım kadınlar girer. Kadın ile erkek arasında ne yaşandığının farkında bile olmayan “sözde” akrabalar Avrupalı kadına “terbiye” vermeye kalkışır. Bilmezler ki, o iki insan arasında geleneklerin, dinin, kanunların aşamadığı bir bağ var. Öyle olmasa bu birliktelik neden 15 yıl sürsün ki? Ama bunun farkında olması gereken sadece kadın değildir. Konfor alanında mutlu mesut yaşayan erkek de gerçeklerin farkına varmalıdır. Son tahlilde evlatları ve her şeyden çok sevdiği ama bunu bir türlü gösteremediği eşin de bir sabır eşiği vardır.
Gelelim bize… Hepimizin bildiği hikâyeler. Moda deyimiyle “tükenmişlik sendromuna” yakalanmış ilişkiler. Kadınların duygusal yoksunluklarını dillendiremediği ve erkeklerin yaşamın maddi boyutunda taşımakta zorlandığı sıkıntıları nedeniyle tükenmeye yüz tutan ilişkiler. Bardağı taşıran son damlayı kimin doldurduğunun bir önemi kalmaz. Yıllar boyunca her türlü sıkıntıya omuz omuza göğüs geren çiftler sadece bir damlayla dağılabiliyor. Bu gibi durumlarda bardağı kontrol etmesi gereken kim oluyor sizce?

Lütfen Paylaşın...

2 yorum

Yorum Yapın