Yavru Kediden Aldığım Hayat Dersleri

0

Hayvanları severim. Ama evde beslemek istemem. Hem hayat tarzım ve tempom bence buna uygun değil, hem de bir hayvanı evde alıkoymanın onu kısıtlamak onu doğal hayatından ve gerçek arkadaşlarından uzaklaştırmak olduğuna dair bir inancım var. Tabii bunlar eve bir hayvan alıp kendimi kısıtlamamak veya sorumluluk almamak için uydurduğum bahaneler de olabilir. Bilemem.
Her neyse, çok sevdiğim bir arkadaşım geçen gün arayıp o yurt dışında iken küçük bir yavru kediye bakıp bakamayacağımı sordu. İlk tepkim çok net ve buz gibi bir “HAYIR” oldu. Arkadaşım bu kediyi 3 günlükken bulmuştu. Daha doğrusu asansör boşluğundan 3 gün boyunca gelen ağlama, inleme seslerini takip eden görevliler bulmuştu onu. Asansör boşluğunun duvarında bir delik açılarak kurtarılmıştı henüz 1 haftalıkken. Ne yapacaklarını bilemeyen görevliler, bu işlerle ilgilendiğini bildikleri için, “siz bu yavru sokak kedisi işlerinden anlarsınız doktor hanım ” diyerek arkadaşıma getirmişlerdi yavruyu.
Arkadaşım haftalarca gözü yumuk küçücük yavruyu ısıtıcılar altında, biberonlar ile beslemiş, aşılarını ve sağlık kontrolünü yaptırmış ve bakmıştı özenle. Yeni yeni gözü açılan ve biberondan kurtulan bu yavru onun için çok “özeldi” ve kıyamamıştı veterinere bırakmaya. Kendi kedisi ve köpeği ile ilgilenmesi için zaten birkaç hayvansever arkadaşından ricada bulunmuştu. “Evde hayvan istemediğini biliyorum. Çok daralmasam senden rica etmezdim, sadece bir haftacık nooolur?” dedi. Ayrıca dönünce bir hafta boyunca bana ev yemeği yapmaya da söz verdi.

yavru kediden

Aslında o söze ihtiyacım yoktu. Belli ki çok daralmıştı ve bu yavru onun için değerliydi. Kaç yıllık arkadaşımdı ve ona yardım etmemi istiyordu. Her arkadaş gibi. “Tamam getir bakalım, bir hafta nasılsa…” dedim. Her arkadaşın yapacağı gibi. Ve birkaç saat sonra arkadaşım kapıda elinde bir kum leğeni ve taşıma kafesi ile belirdi. Loki ile ilk tanışmamız böyle oldu.
Ben, hayatta her an tamda yaşamamız gereken tecrübeleri yaşadığımıza inanıyorum. İhtiyacımız olan fırsatlar, dersler, mutluluklar ve öğretmenlerin onlara gereksinim duyduğumuzda veya onlar için hazır olduğumuzda karşımıza çıktıklarına. Loki’yi gördüğümde kendi kendime; “Evren bana yeni bir öğretmen gönderdi, bakalım bundan ne öğreneceğim?”. diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Loki siyah bir smokin ve bir balo maskesi giymiş gibi, sadece karnı, patileri, burnu ve yanakları beyaz, geri kalanı siyah, küçücük ve çok tatlı bir yavruydu. Gözlerimin içine ve etrafa şöyle bir baktı ve daha biz ne olduğunu anlayamadan en yakındaki koltuğun altına giriverdi. Korkmuştu muhtemelen. Ben de bir kahve koydum, neler yapacağımı, nasıl bakacağımı anlatması için oturduk biraz arkadaşımla.
Loki bir süre sonra çıktı saklandığı yerden, önce bütün odaları tek tek gezdi. Beni her gördüğünde hafifçe kabarıp tıslayarak ve koltukların altına kaçarak. Bende o yokmuş gibi davranmaya karar verdim.
Ben onu rahat bıraktıkça o da bana daha yakın durmaya başladı. Bana yüz vermemekle beraber oyuncaklarını getirip benim olduğum odada ama bana yaklaşmadan oynar oldu. Akşam olduğunda ise yorgun, uykulu ve gözleri yarı kapalı halde Kanapeme çıkıp bir süre bana baktıktan sonra, gelip kafasını bacaklarıma yaslayarak uykuya daldı. Uyandırmaya kıyamadığım için bir süre kımıldamadan öylece kalakaldım, onun ne kadar küçük ve savunmasız olduğunu ve yaptığı şeyin ne büyük bir cesaret gerektirdiğini düşünürken.
Loki ile günler farklı bir dinamizm kazanmıştı. Zaten erken kalkıyordum ama saat 04:30 da kulağımı yalayan kedi kılıklı bir maymunun şirinlikleri yüzünden artık “gün doğmadan” uyanmaya başladım. Kendi işlerime yoğunlaşmadan önce Loki ile ilgilenmem gerekiyordu. Kendi işlerimle ilgilenmek için de onun mutlu edecek oyunlar ve oyuncaklar üretmem gerekiyordu tabii. Aksi halde o kendisini eğlendirmek için kitaplığım, kablolar ve küçük elektronik aletlerim ile ilgileniyordu ki; bu çok tercih ettiğim bir şey değildi.

yavru kediden4

Akşamları eve erken dönmek ve onunla ilgilenmek ister olmuştum. Biran önce eve ulaşıp onun (ve herşeyin) iyi olduğunu görmek ve onunla biraz oynamak arzusundaydım. Loki inanılmaz oyuncu bir kedicikti. O sıradan ve bildik 2+1 evimin keşfedilecek bir sürü şey ve macera ile dolu olduğunu gördüm onun gözlerinden. Pahalı oyuncaklara ihtiyacı yoktu. Buruşturulup terlik içine saklanmış bir kağıt parçası veya ucuna düğüm atılıp kapıya asılmış bir bornoz kemeri ile saatlerce “kedi ile fare” oyunu oynayabiliyor ve benim de kahkahalar ile gülmeme sebep oluyordu.
Bir hafta boyunca her gün kendi işlerimin arasında onu izlerken aklıma gelen şu fikirleri de engelleyemiyordum. Daha sadece bir aylıktı; ama avına gölgelerde saklanarak yaklaşmayı, yakalayınca karanlık bir yere götürmeyi, bilmediği şeylere önce bir pati atmayı biliyordu. Sabah kalkınca gerinmeyi, tuvaletini kuma gömmeyi, şirinlikler yapmayı veya istemediği zaman patileriyle elimi ittirmeyi biliyordu. Annesini hiç görmeden biberonla beslendiği halde nereden biliyordu bunları? Genlerinde vardı demek ki. İşletim sisteminde vardı bu haller ve davranışlar.
Aklıma başka bir düşünce daha geliyordu onu izlerken. Belki de hepimizin genlerinde ondakine benzer şekilde vardı dolu dolu yaşamak için gereken özelliklerin bilgisi . Ancak biz toplum, gelenek, görenek, televizyon vb. tarafından şekillendiğimiz için, gene aynı şekilde şekillenmiş anne ve babalar tarafından yetiştirildiğimiz için unutmuştuk gerçekte sahip olduğumuz bazı çok güçlü ve güzel özelliklerimizi.
Bu yazıyı aşağıda sıraladığım ve o küçücük kediciği bir hafta boyunca izlerken farkettiğim dersleri sizinle paylaşmak için yazdım. Eminim kediniz olsa da olmasa da, bu derslerin her birini, Loki’nin hangi hallerini izlerken farkettiğimi gözlerinizin önüne getirmekte zorlanmayacak ve gülümsemekten kendinizi alamayacaksınız.:

yavru kediden2

· Asla durma
· Her an sana ilginç gelen bir şeyler ile meşgul ol
· Her ne ile ilgileniyorsan bütün dikkatin onda olsun, gözlerini biran bile hedefinden ayırma
· Yeteneklerini kullanmak ve geliştirmek için her fırsatı değerlendir.
· Sadece seni heyecanlandıran ve ilgini çeken şeyler ile ilgilen.
· Başarı veya başarısızlık umrunda olmasın, bıkmadıysan denemeye devam et.
· Asla hoşuna gitmeyen bir şey yapma.
· Asla hoşuna gitmeyen insanlar ile bir arada bulunma.
· Asla hoşuna gitmeyen bir davranışa ( iyi niyetli ve sevgi dolu gibi görünse dahi ) katlanma
· Sınırlarını net olarak belirt. Aşılırsa uyar. Baktın olmuyor, çek git.
· Her şeyi yapabilecek güçte ve yetenekte olduğunu varsay. Bunun böyle olmadığı ne kadar bariz olursa olsun aldırma.
· Herkes sana gülse de aldırma, kızsa da aldırma.
· Bu hayat senin hayatın, başkalarının anlaması için uğraşma.
Belki hepimiz bu bilgiye zaten sahibiz. Sadece birilerinin veya bir” kedinin” hatırlatması gerek. Ne dersiniz ?

Kaya-Eylül 2014

Lütfen Paylaşın...

Bu yazı yorumlara kapalıdır.