Yaşam Bitmeden…

1

Yazının başlığı buruk olsa da aslında anlamak istediğim değerini çok zaman sonra anladığımız duygular… Kimi sonsuz mutluluk olarak tanımlanabilecek, kimi ise hatırladığınızda bile içini sızlatan anlar.
İlk öpüşme. Kim bilir kaç yaşındaydınız? Belki korktunuz, suçluluk duydunuz, hoşunuza gitmemiş bile olabilir. Hafızanızın bir köşesinde silik de olsa böyle bir an var değil mi?
Evli misiniz? Evlilik teklifini nasıl aldınız? O an ne hissetiniz? Gerçekten ayaklarınız yerden kesildi mi? Ya da büyük bir kavganın ardından gelen bu teklif kafanızı mı karıştırdı. Belki de bu sözcükleri duyabilme umuduyla geçirdiğiniz ayları, günleri, saatleri saydınız içinizden. Teklifin yapılış şekli yeterince yaratıcı değil miydi? Yıllar sonra o günü hatırladığınızda, elinizde olmadan gülümsüyor musunuz? Belki de “ne kadar safmışım” diye geçiyor aklınızdan. Belki de mutluluğu bir başka insandan gelen başka bir teklifi kabul ederek yakaladınız.

sağlıklı ilişki
İnsanın yaşamında bir kez de olsa çocuk sahibi olması gerekliliğine inananlardanım. Fiziksel olarak dünyaya getirmek şart değil. Ama bir çocuğun elini yaşam boyu tutmaya karar vermek hem çok korkutucu hem de neşeli bir maceranın ilk adımı değil midir? Bebeğinizi kucağınıza aldığınız o ilk an ne hissettiniz? “Dokuz ay boyunca bunu mu bekledim? Acaba kime benzeyecek? Anlaşabilecek miyiz? Peki, şimdi ona ben mi bakacağım? Bu bebek bir mucize!” Bu sorulardan kaçı sizin de aklınızdan geçti?

anne4
Çocuğunuzla ilgili yaşadığınız ya da yaşayacağınız ilklerde hafızanızdaki en kıymetli parçalardır. İlk adım atışı, ilk sözcüğü, okuldaki ilk günü, ilk kavgası, diyerek yaşam akıp gider. Sonrasında aklınıza geldikçe yaşadığınız onca kaygıya rağmen gülümsersiniz.
Kalbinizi kıran oldu mu? Bir dost, sevgili ya da aileden biri. O ortamdan kaçıp, yatağa sığınıp sonsuza kadar uyumak istediğiniz zamanlar vardır. Kendinizi uykuya, yemeğe mahkûm ederek acınızı hafifletmeye çalışırken güneşi ıskaladığınız kaç gün geçti? Dönüp geriye baktığınızda “değer miydi?” diye sorduğunuz kaç tane anınız var?
Hayat sona ermeden hissetmemiz gereken ne çok mutluluk, acı, öfke, sevgi, nefret, çaresizlik var? Benim en hoşuma giden duygu, birlikte çalıştığım ama sevmediğim, uygulamalarından hoşlanmadığım, patronun gözünün içine bakarak bunları dile getirip kapıyı çekip çıktığım anda hissettiğimdir. Bu lüksü yaşamda kaç kez tadabiliriz ki? Sorumluluklar, bakmakla yükümlü olduğun bir aile, yeni iş bulamama kaygısı insanın elini kolunu bağlar. Gençlikte daha kolay atılır bu adımlar.
En can yakan his ise neden olduğunu bilmeden bir ortamdan dışlanmak olsa gerek. Siz daha durumu anlamaya çabalarken etrafınızda kimse kalmaz. Ama belki de hepimizin yaşamında en az bir kez gerçekleşir bu yargısız infaz.
Bir zaman gelir. Anne babanız sizin çocuğunuz olur. Kaygılanma sırası size gelmiştir. Doğanın adaleti yerini bulur sanki.

shutterstock_112243382
Torun sahibi olmakta ilahi adalet değil midir? Sizin çocuğunuz büyürken yaşadığınız her türlü endişe, kaygı, öfke ,mutluluk ,çaresizlik gibi duyguları yaşama sırası artık ona gelmiştir. Bir arkadaşım, kızına çok öfkelendiği bir “dilerim senin de bir gün sana benzeyen bir kızın olur” demişti. Kızın yanıtı ise “öyle deme anne, öyle deme ne olur?” olmuştu.
Ne demiştik başlarken? Yaşam sona ermeden anı hazinenize bir göz atın… Eksik kalmasın.

Lütfen Paylaşın...

1 Yorum

  1. Umarım farkındalıklarımız artar..Arkadaşınız ve kızının da bir şekilde iletişimi kesilmeyecektir.O cümle için yaşanmış çok şey var…Sevgiler

Yorum Yapın