Vicdan Muhasebesi Zor…

0

Yeni bir yılın başlamasına artık günler kaldı. Aklımızın, vicdanımızın bir yerlerinde, geriye bırakmaya hazırlandığımız yılın muhasebesini yapma zamanı geldi, çattı. Başardıklarımızı küçümsemek haksızlık olur elbette ne de olsa, her anlamda zorlu bir yıldı 2017. Ama yaşama dair muhasebe yaparken, düşündüğümüzde içimizi sızlatan konuları cesurca gözden geçirebilmeliyiz. Bu yıl en çok neyi başaramadık, sesimiz gür çıkması gerekirken, nerede sustuk, hatta kafamızı öbür tarafa çevirdik?

Gözlerinizin önüne çocukları getirin. Çünkü bu yıl, en çok onlara haksızlık yaptık ya da yapılmasına göz yumduk… Anneler, babalar, eğitimciler, akrabalar, konu komşu, yani hepimiz çok güzel sustuk. Hem de ne susmak!

En acısından başlayalım mı? Daha bugün gazetelerin internet sayfalarında yeni bir tanesi ile karşılaştık. Bir öğrenci pansiyonunda 7 tane çocuğa cinsel taciz yapıldığına ilişkin bir haber vardı. Yıl boyunca gün geçmedi çocuklara yönelik cinsel istismar haberlerini gördük, içimizden küfrettik, bela okuduk ama o kadar…

Okullarda yaşananları da bir güzel görmezden geldik. Çocuğa yönelik şiddet olaylarını gösteren videoları seyrederken birilerinin sorumluları cezalandıracağını umut ettik. Ama şiddet gören çocukların yaşama nasıl devam edeceğini pek umursamadık. Olur öyle şeyler…

Hazır okullardan bahsetmeye başlamışken, servislerde yaşanan acıları da atlamayalım. Ülkenin dört bir yanından serviste unutulan, servislerin karıştığı trafik kazalarında yaşamını yitiren veya yaralanan çocukları da hatırlıyoruz değil mi?

Ya eğitim sisteminde kalp krizi gibi aniden yapılan değişiklikler ile kafaları allak bullak olan çocuklar? Okulların açılmasına kısa süre varken müfredatta yapılan değişikler, liseye geçiş aşamasındaki TEOG sınavı ile ilgili sonu gelmeyen manevralar? Bir milyon öğrencinin kaderi, her dakika güncellenen yeni lise yerleştirme uygulamasına bırakılmışken anneler babalar, eğitimciler, konu komşu yani hepimiz “dur bakalım…” demiyor muyuz?

Üniversite sınavına hazırlananlar da bizim çocuklarımız… Onların sayısı da 2 milyon civarında. Üniversite kapısından geçebilmek için nasıl bir sınava gireceklerini tam olarak anlamamakla birlikte tüm iyi niyetleriyle soru çözüp duruyorlar.

Söz üniversitelere gelmişken, 2005 ile 2013 yılları arasında Akademik Personel ve Lisanüstü Eğitimi Giriş Sınavı sorularının çalınmış olduğu iddiasını da unutmayalım. Halihazırda akademisyen olarak görev yapan 20 bin şüpheli için soruşturma yapılıyor. Yani çalıntı sorularla akademik unvan taşıyanlar üniversitelerde ders veriyormuş…

Kör karanlıkta okula gitmek zorunda bırakılmasına göz yumduğumuz çocuklar, belki bir gün sorarlar. Şimdiden verecek bir cevap hazırlamalıyız.

Belki aklımız, vicdanımız, neden “her sorunu sistem çözer” kolaylığına sığınıp harekete geçmediğimizin, sesimizi çıkarmadığımızın hesabını sormaya başlamıştır zaten. Kabul edelim en büyük haksızlığı çocuklarımıza yaptık…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın