Sosyete Mevlidi

0

Zilli Zarife, öyledir böyledir ama dostlarına çok değer verir. Kendi kozasında yaşayan bir kadın asla değildir. Onu iyi gün dostu olarak da tanımlayamazsınız. Çevresinde kimin desteğe ihtiyacı varsa bir şeyler yapmak için kendini parçalar.
Yine o kötü zamanlardan biriydi. Zilli Zarife’nin kendini kabul ettirmekte zorlandığı ama sonrasında çok şey paylaştığı bir kadın grubunda yaşandı anlatacaklarım. Bu arkadaş çevresi Zilli Zarife’nin kızının okul arkadaşlarının annelerinden oluşuyor. Hepsi, genç, iyi eğitimli, aile kavramını her şeyin önüne koyan, birbirlerinden çok farklı ama buluştuklarında çok iyi anlaşan, çok gülen bir kaç kadın.
Yaşam her zaman armağanlar getirmiyor elbette ve kayıplar da insanlar için. İşte bu grubun hayat dolu üyesi kısa bir zaman önce babasını kaybetti. Zilli Zarife ve arkadaşları, ilk andan itibaren acıyı bir nebze hafifletmek için cenaze evine koştular. Aralarında kim daha fazla işe yarayacak diye tatlı bir rekabet söz konusu. Kendi evinde yardımcılarla, refahın ve teknolojinin doruklarında yaşayan hanımlar, içgüdüsel olarak, cenaze ritüellerini yerine getirmeye başladılar.
Her şey neredeyse kuralına uygun yaşanıyordu. İlk telaşın ardından sıra cenaze evinde verilecek üçüncü gün yemeğine geldi. Organizasyon konusunda haklı bir üne sahip Badem, kimin ne yapacağını belirleyip iş bölümü yaptı. Grup dışından bir komşu da börek yapma görevini üstlendi.

Üçüncü gün

Cenaze evi taziyeye gelen onlarca insanla dolup taşıyor. Salonda hoca mevlit okurken mutfakta hummalı bir çalışma sürüyordu. Ve bomba tam da bu noktada patladı. Börek yapan komşu yaptığı işin sonucundan duyduğu gururu dile getirdi. Zilli Zarife, O’nun söylediklerini desteklemek için “Siz eski topraklardan öğreneceğimiz çok şey var!” deyiverdi. Bu sözlerden sonra kısa süreli bir sessizlik yaşandı ama ikram faslının koşuşturmasından kimse bir şey anlamadı.

Dördüncü Gün

Cenaze evi ilk günlerdeki kadar kalabalık değil. Aile bireyleri yeni yeni kendilerine gelirken kapı çalıyor. Kapıdaki isim börek yapan komşu ama görüntü farklı. Şaşkınlık nidalarıyla eve buyur edilen komşu saç rengini, kesimini hatta giyim tarzını radikal bir şekilde değiştirmiş. Bonkör iltifatların ardından ”Hayırdır neden bu değişim?” sorusu geldi. Komşu bir gece önce kendisi için kullanılan “eski toprak” tanımına çok içerlemiş. “İnsan hiç altmış yaşında eski toprak sayılır mı? Seksen yaşında olsam neyse!” diyerek hissiyatını ve kendini yenilemiş.
Beşinci Gün
Arkadaşı, Zilli Zarife’yi durumdan haberdar eder. “İyi de kötü bir niyetle söylemedim ki ben o sözü.” der Zarife ama “Patavatsız “ kelimesinin anlamını öğrenmek için sözlüğe bakma ihtiyacı duyar nedense…

40 Mevlidi

Zaman çabuk geçer. Akrabalar ve dostlar yine bir aradadır. Zarife’nin arkadaşı bu kez babasını anmak için evinin kapısını açar. Hazırlıkları günler öncesinden yapılan, her ayrıntının titizlikle gözden geçirildiği ve zarafetin ön planda olduğu bir ortam hazırlanır.
Konuklar da bu ortama uygun şık, ağırbaşlı bir tavır içindedir. Eski toprak olmayı kendisine yediremeyen komşu özenle Zilli Zarife’den uzak durur ve göz teması bile geçmez aralarında.
Günün başrol oyuncusu mevlidi okuyacak olan hocadır. Hoca derken aklınıza mazbut giyimli, davudi sesli, mümkün olduğu kadar gözleri kapalı bir erkek gelmesin. Hoca, daha doğrusu Hoca Hanım, kırklı yaşların başında, hayli güzel, başındaki marka eşarbı, Kasım ayının kasveti ve kapalı mekanda olmasına rağmen tepesine yerleştirdiği tasarım güneş gözlüğü, abartılı el hareketlerinin göze soktuğu pırlanta yüzükleriyle eşsiz bir karakter.
Pek bilinmeyen bir aksanla duaları okurken, odada bulunan herkesi tek tek inceleyen o şahane varlık, kadın erkek tüm katılımcıların odak noktasında. Belli ki kitleyi analiz edip, kendine bir portföy yaratma kaygısı var.
Dualar okunup helallik verildikten sonra sıra, kartvizit dağıtımına geldi. Hoca Hanımı, Ramazan’da iftara çağırmaya yeltenenler, “ Çok isterdim ama davet edildiğim evlerde erkeklerin bakışlarından rahatsız oluyorum.” cevabını aldı. Davet teklifini yapan kadınlar “nasıl yani” diyerek şaşkınlıklarını dile getirdi. Öyle ya, demirden korkan trene binmez…

(Bitmek bilmeyen enerjisiyle bize örnek olan F.K’ye saygılarımızla)

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın