Ruh Sağlığının Düşmanı : Kaygı

0

Sağlığın önemini ne yazık ki kaybetmeden anlamıyoruz. Günlük yaşam koşturmasında, kendimizi çoğu zaman ihmal ediyoruz. Beslenme ve spora dikkat etsek de, zihnimiz ve ruhumuzu geri plana atıyoruz. Bunun getirdiği en büyük problemse,” Anksiyete Bozukluğu “.
Yoğun yaşadığınız bir günü düşünün, stres, ve kaygının eksilmediği. Kaygı durumunda ilk hissedilen şey, kalpteki düzensiz ve hızlı atışlar, soluk almanın sıklaşması, neredeyse kalp krizini düşündüren bir reaksiyon. İşte, Anksiyete bozukluğu da bu duyguların daha sık ve yoğun hissedilmesiyle başlıyor. Kişinin duyduğu kaygı öylesine artıyor ki, dengelerini bozmakla kalmıyor kötü bir şey olacağı hissiyle yaşamasına neden oluyor.
Panik atak, anksiyete bozukluğunun alt dallarından olan panik bozukluğun bir belirtisi. Her an bir atak gelecek beklentisiyle başa çıkmak oldukça zor olsa gerek. Büyük kentlerde yaşayan kadınlardaki risk erkeklerin iki katı neredeyse. Genellikle 20’li yaşlarda ortaya çıkan bu rahatsızlığın genetik kökeni de var. Ayrıca, yaşanmış olumsuz deneyimler ile travmatik olaylar alt yapıyı hazırlıyor. Daha çok, alkol ve sigara kullananlar, bir türlü ‘hayır’ demesini öğrenemeyenler, aceleci kişilikler, mükemmeliyetçiler, kontrol meraklıları ve baskı altında yaşayanların eğilimi fazla bu hastalığa.
Mutsuzluk, uykusuzluk ya da tam tersi sürekli uyku hali, güvensizlik, kendini suçlu hissetme, iştahsızlık ya da aşırı yeme durumları gibi depresif belirtiler de başlıyor. Hipertansiyon atakları ile başlayan rahatsızlık, hem fiziksel hem de duygusal yöndeki etkilerle devam etmekte. Atağın ne zaman geleceği tahmin edilemediğinden, kişilerin kaygısını arttırıyor.
Fiziksel belirtileri
Kulaklarda çınlama, nefes almada güçlük, terleme-ürperme-titreme,ağız kuruluğu, yutkunmada zorluk,kalp atışlarının hızlanması ve çarpıntı, kan basıncında yükselme,mide bulantısı, baş dönmesi ve bayılma hissi, deri döküntüleri olarak sayılabilir.
Duygusal belirtileri
Çabuk heyecanlanma, sinirlenme, unutkanlık ve konsantrasyon zorluğu.

Kaygının kökeni nereden başlıyor?

Daha bebekken, annelerin çocuğa farkında olmadan verdikleri kaygı mesajları, zihinsel kodlamalarını etkiliyor. Bu şekilde kazanılan kodlar sonucunda, kaygı düzeyi yüksek, stres altında dağılan kişiler haline gelmek zor değil.
Yaşanılan sosyal ortamlardaki kaygıya bakış açısı da ilginç. Bazı toplumlarda “saygı” gösterisi olarak algılanırken, Batılı toplumlarda ‘bozukluk’ olarak değerlendiriliyor.
Ne kadar yaşayacağımızın bile garantisinin olmadığı şu hayatımızda, ataklara göre değil, başa çıkma yöntemlerini bulmakla başlayacak düzelme. İlaç tedavisiyle birlikte yapılacak psikoterapi, olumsuz duygu ve düşünceleri azaltarak pozitif olmayı sağlıyor. İlaç kullanımı sona erdikten sonra da psikoterapinin etkisiyle kişi rahatsızlığıyla başa çıkmayı öğreniyor.
Düşüncelerimizin bizi iyileştirme gücüne güvenerek, korkuların üstüne gitmek ve hayata bakış açınızı değiştirmek de kendinizi iyi hissettirecektir.

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın