Refleks, Muhteşem Bir İlişkiyi Gölgeler mi?

0

Bir refleks, muhteşem bir ilişkiyi gölgeler mi?
Filmin merkezindeki ilişki; “kocam beni tek bir gün bile makyajsız görmemiştir;” türünden “hijyenik” bir ilişki değil.Tersine; filmin başı, erkekle kadının yakınlığını gösteren bir sahne ile açılıyor. Ufacık memeleriyle bir çocuğun bedenini andıran kadının, teneke bir leğenin içinde üşümemek için yukarı aşağı zıplarken çıkardığı DAN DAN DAN sesleriyle başlıyor film. Hemen ardından erkeği, sıcak suyla geliyor, suyu ılıtıp kadını yıkamaya devam ediyor.
Birkaç dakika sonra anlıyoruz ki, Gürcistan’ın ücra bir köyündeyiz. Amerikalı çift trekking yapmak için buraya gelmiş. Filmin ilk yarısı, kadınla erkeğin, birbiriyle uyumu, yakınlığını anlatan sahnelerle geçiyor. Yönetmen, bunu anlatmak için sürekli birbirlerinin gözünün içine bakan, sarılıp koklaşan, birbirlerine sevgi, aşk sözcükleri söyleyen bir çift portresi çizmiyor. Çok daha basit, gösterişsiz davranışlarla çiftin nasıl uyum içinde olduğunu, birbiriyle beraber olmaktan mutlu olduklarını anlıyoruz. Örneğin, boş arazide çürümeye terk edilmiş bir otobüsün içinde geçen birkaç dakikalık bir sahne var ki; çok rahat gerçek hayatta bir iki saat sürmüş olabileceği izlenimi uyandırıyor. Boş otobüste aylaklık yapıyorlar. Hani seyrederken, seyirci olarak biz sıkılacağız neredeyse. Bir koltuktan ötekine zıplıyorlar, sallanıyorlar; bazen de fazla bir şey yapmadan oturuyorlar.
Filmin ikinci yarısında ise o öldürücü darbe geliyor..Loneliest Planet, Yalnız Gezegen; Gael Garcia Bernal, Hani Furstenberg ve Bidzina Gujabidze’nin başrolünde oynadığı filmi içeriğine tam vakıf olmadan seyretmek istiyorsanız; bu noktadan sonra okumamanızı öneririm.
Dere kenarındalar, adamla kadın yan yana duruyorlar. İki üç kişilik silahlı bir grup dere kenarına inip, çiftin hemen yakınında duran Gürcü rehberle konuşmaya başlıyor. Silahlı olmalarının ilk aşamada dikkat çeken bir durumu yok; nihayetinde dağ başındayız, ava çıkmış bir grup arkadaş gibi duruyorlar.
Konuşma Gürcü dilinde ve çeviri yok. Konuşmanın tonundan normal bir diyalog mu yoksa ortada gergin bir durum var mı tam anlaşılmıyor. Birden adamlardan biri tüfeğini çifte doğrultuyor; tüfeğin namlusu, çiftin neredeyse burnuna değecek kadar yakın. Erkek ani bir refleksle kadının arkasına geçip, kadını kendisine siper ediyor. Ve o hareketi yapar yapmaz, yine aynı hızla, bu kez kadının önüne geçip, kendini kadına siper ediyor.
Her şey çok ani, müthiş bir hızla gerçekleşiyor. Namlunun havaya kalkması, erkeğin kadının arkasına geçip tekrar önüne geçmesi saniyeler içinde oluveriyor. Ama olan olmuştur. Erkek bir kere ani bir refleksle de olsa, önce kendini koruma dürtüsüne yenik düşüp, kadını kendine siper etmiştir.
İşte bu saniyelik refleks, filmin ikinci yarısına damgasını vuruyor. Silahı doğrultan adam, bir süre sonra silahı indiriyor ve grup çekip gidiyor. Neden geldiklerini bilemediğimiz gibi, neden gittiklerini de bilemiyoruz.
Ve kadın ve erkek, Gürcü rehberleriyle trekkinge devam ediyor. Filmin ilk yarısında olduğu gibi, ikinci yarısında da çok fazla konuşma yok. Dolayısıyla kadınla erkek arasındaki, nasıl demeli, o garip duyguyu, gerilimi yönetmen bize bir şekilde ama çok başarılı bir şekilde aktarmayı başarıyor. Çift yaşananları hiçbir şekilde konuşup, yüzleşmiyor. Ama bir şekilde olayın ikilinin arasındaki ilişkiyi sarstığı, o müthiş uyuma “limon sıktığı” ve hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını anlıyoruz.
Bundan sonrası, her izleyicinin kendi düşüncesine bağlı. Kim bilir kadın ne düşünüyor?. Bence büyük bir ikilem içinde. İhtimal bir tarafı; “Oha; adam resmen beni siper yaptı; ya tüfek patlasaydı; kendi hayatı için benim hayatımı tehlikeye attı; bu mu benim sevdiğim, güvendiğim adam. Bundan sonra ona sırtımı nasıl dayayabilirim,” diyor. İhtimal, bir diğer tarafı ise, “Onu seviyorum, onu kaybetmek istemiyorum. Herkes refleks gösterebilir;” diyor. Ve ihtimal bu birbirine zıt iki düşünceyi kafasında döndürüp duruyor.
Ya erkek; o ne düşünüyor? Onun durumu daha da zor. Kuşkusuz büyük bir utanç içinde eziliyor? Bernal’in çok başarılı yansıttığı bundan sonra ne yapacağını, nasıl davranacağını bilememezlik hali. Kendisini nasıl açıklayabilir ki? Bir kere acaba her şeyden önce kendisini affedebilir mi? Ani, neredeyse elinde olmadan, bir refleks göstermiş ve o refleksi gösterdiği hızda da telafi etmeye çalışmış. Ama bir kere olan olmuş. Bir (öyle diyebilir miyiz, demeli miyiz bilemiyorum) erkeklik sınavını verememenin ruh bulantısı içinde kavrulma durumu.
Filmin ikinci sahnesinde bir noktada kadınla gürcü rehberin yakınlaşmasına tanık olsak da; kadın işi ileriye götürmüyor. Ancak film, kadınla erkeğin ilişkisinin devam edip etmeyeceğine dair somut bir veri sunmadan bitiyor.
2012 İstanbul Film festivalinde gösterilen filmin yönetmeni Julia Loktev. Bir kadın yönetmenin elinden erkek dünyasına ilişkin, o dünyayı eleştiren değil anlamaya çalışan bir perspektifle çekilmiş bir film çıkmış.
İnsan düşünmeden edemiyor; kadının yerinde olsak; tepkimiz ne olurdu? Erkeği yadırgar, yargılar mıydık; yoksa anlayış gösterir miydik?

İpek Sümer-Nisan 2013-İstanbul

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın