Neyin Peşindesin?

0

Dolu dolu yaşamak nedir? Yaşanmaya değer bir hayat neye benzer? Bütün kıtalar çoktan keşfedildi. Ateş, elektrik ve internet çoktan icat edildi. En güzel aşk hikâyeleri, gerçek hayatta olamayacak kadar çarpıcı biçimlerde filme alındı. Medyanın bize gösterdiği ve arzu ettiğimiz standartlar ulaşılamayacak kadar yüksek. Ne bir macera kaldı yaşanmamış, ne bir “Dünya” kaldı keşfedilmeyi bekleyen. Ama buna rağmen hepimiz ama hepimiz averaj veya sıradan olmaktan korkuyoruz.

shutterstock_142210846

Bizi kırmak isteyen bir arkadaşın veya patronun açıklarımızı aramasına gerek bile yok. Bu satırları okurken, bir yandan da hayal edin. En yakın arkadaşınız, sevgiliniz veya patronunuz size bakıp: “Ne kadar sıradan bir insansın “ veya “Ne kadar sıradan bir hayatın var…” dese nasıl hissedersiniz? Muhtemelen dağılırsınız. Dağılmasanız da, sanki biri size küfretmiş veya eleştirmiş gibi sinirlenir ve savunmaya geçersiniz hemen. Belki geçtiniz bile çoktan. Acaba kendinize ; “ Hayır savunmaya falan geçmedim. Zaten ben sıradan bir insan değilim ki. İşimde başarılıyım, iki yabancı dil biliyorum, Pilates yapıyorum, tenis oynuyorum, takı tasarımı ile ilgileniyorum. Her sene Avrupa’ya giderim. Çok güzel iki çocuk yetiştirdim. Mutlu bir evliliğim var… “ diyor olabilir misiniz?

Sıradan olmak gerçekten kötü bir şey mi? Neden? Sıradan olmamak iyi bir şey mi? Neden? Sıradan olamamak için bu çabamız neden? Gerçekten de aynı anda herkesin sıra dışı veya averajın üstünde olmasının bir espirisi olabilir mi? Bu “sıra dışı” olmayı sıradanlaştırmıyor mu? Aklınız karıştı belki de. Haklısınız. Benimki sıradan bir insanın kafa karışıklığı sadece. Tartışmaya bile gerek yok bunu.

Black-swan

Yaşanmaya değer bir hayat sıradan olmamalı. Olamaz. O zaman ne yapalım? Hayatı dolu dolu yaşayalım. Ya da, hepimizin yaptığı gibi yaşamımızı tıka basa dolduralım bizi etkileyen her şey ile. “Siyah Kuğu” filminden etkilenip baleye başlayalım, “Aşkın Dansını” izledikten sonra Tangoya. Avrupa’da sabah koşan insanları görünce koşmaya.

devil

“Şeytan Prada Giyer” filminin ardından veya BMW’ sinden inen son derece ciddi görünümlü o kadının kendine güvenine sahip olmayı arzu eder etmez “Liderlik ve NLP kurslarına” saldıralım. Yoga, Pilates, On-line dil kursları ve bir gün okumayı istediğimiz 1000 kitabın durduğu kütüphanemiz de, “sıradan olmaya” savaş açan her kadının sıradanları arasında, pardon “olmazsa olmazları” diyecektim.

Böylesine dolu bir takvime ve onca donanıma rağmen neden hala, o filmlerde izlediğimiz ve hayatımıza dolmasını arzuladığımız mutluluk ve tatmin sanki eksikmiş gibi geliyor birçok insana. Cevap, çok basit aslında. Hemen orda, gözünüzün önünde. Tüm o özendiğimiz hayatlarda, onları taklit ederek hayatımıza katmaya çalıştığımız şey ne dans, ne mesleki başarı ne de zenginlik aslında.
Tutku. Sadece ve sadece tutku, hepimizin hayatımızda görmek istediği. O insanların sahip olduğu kadar güçlü bir tutkuyu tatmak istiyoruz hepimiz. Uğrunda tüm dünyayı karşımıza alabileceğimiz, yokluğuna dayanamayacağımız, gerçekleşme ihtimali dahi her şeyi anlamlı kılan bir hayale sahip olmayı diliyoruz. Ama farkında bile değiliz. Onun gibi dans etmek, öbürü gibi başarılı olmak, beriki gibi piyano çalmak istediğimizi zannedip yüzeyde görünen işaretlerin peşinden gidiyoruz.

Bunu size ispatlayabilirim: “Siyah Kuğu” filminde, Natalie Portman, bir yandan bale yapıp, bir yandan da liderlik kurslarına gitseydi film birden büyüsünü yitirmeye başlardı.
natalie portman

Hele Natalie’nin akşamları İspanyolca öğrenmeye ve sürekli alış veriş yapıp, arkadaşları ile tenis oynamaya veya takı tasarımı kurslarına da gitmeye başladığını hayal edin isterseniz. Birden o tutku ve hırs dolu kadın gitti ve yerine nasıl bir kadın geldi? Daha tanıdık, daha sıradan belki. Siz değil tabii ki. Biliyorum siz sıradan değilsiniz. Ama kabul etmek gerek, en yakın arkadaşlarınızdan birçoğuna çok benzeyen biri oldu Natalie, garip bir şekilde. Öyle değil mi?

Uzun lafın kısası: Sıradan olmak istemeyebilirsiniz. Ama belki de neyin sıradan olduğunu, bir daha düşünmek gerek. Belki de, sıradan veya değil, her şey olmaya çalışmaktansa istediğiniz gibi olmanın daha keyifli ve daha yaşanmaya değer olduğunu farkediverirsiniz düşünürken birden.

Kaya-İstanbul 2013

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın