Küçük Kentlerin Yürekli Kadınları…Siz de Onlardan Biri Olabilirdiniz

0

Hep büyük kentin kadınlarını anlatacak değiliz ya. Küçük kentlerde yaşayıp, kocaman yüreklere sahip kadınlar da var. Kuralları, yaptırımları, kimi zaman büyük şehirlerden çok daha ağırdır bu küçük kentlerin. Buralarda kadınlar, duygularını, fikirlerini, hırslarını ve başarılarını kendi içlerinde yaşamak zorundadır.
Atacakları her adımın arkasında sağlam duracak bir erkek figürüne ihtiyaç duyarlar. Adı baba, eş ya da oğuldur. Özellikle bir yetenekleri olmasına gerek de yoktur bu erkeklerin, “Truva atı” rolünü üstlensinler yeter.
“Kadın, kadının kurdudur” derler ya, küçük kentlerde kabuğundan sıyrılmaya çalışan kadınların önündeki en büyük engel, yine hemcinsleridir. Üstelik bu kadınlar, bir işveren ya da amir değildir. Öncelikle kendi ailesinin sonra da yakın çevrenin kadınlarıdır sabotajı yapan. Peki, ama neden?

iş18

Çünkü küçük yerleşim yerlerinde kadınlar, muhafazakardır. Muhafazakarlığı, düzeni olduğu gibi koruma anlamında kullanıyorum. Küçük kentlerde yaşam günümüz de de kırsala dayalı olarak sürdürülüyor. Üretimin vücut bulduğu kırsalın değerleri, kenti de yönetiyor. Kentten köye verilen mesaj, “mekan farklılığının” bir şey ifade etmediği oluyor.
İşte tam da bu noktada, alışılmışın dışına çıkmaya kalkan her birey başlangıçta dışlanma tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Ama yeterince ısrarlıysanız ve arkanızda bir yürekli erkek varsa, on yıl kadar sonra çevreden kabul görme olasılığınız var.
Güneyin küçük ama zengin kentlerinden birinde, bu baskıyı yaşayan bir kadın tanıyorum. Bu kent, her anlamda zenginliğin doruğunda. Kültürel, dini, demografik ve üretim kaynakları açısından hatırı sayılır bir çeşitliliğe sahip. Doğal olarak, şehirdeki her grup, kendi doğrularını koruma telaşında.

iş19

Bahsettiğim kadın, kentin önde gelen sülalelerinden birinin kızı. Ama ailenin en varlıklı kanadına mensup değil. Kentin eksikliklerini gözlemleyip kendine bir iş kurmaya karar verdi. Muhit, büyük toprak sahiplerinin eşlerinden oluşuyordu. Yaşamlarını sınırlı bir çevre içinde sürdüren kadınlar zamanlarını konken masalarında öldürüyordu. Damak tadı gelişmiş ama bunu pratiğe dökecek enerjisi olmayan bu elit grup için, yemek yapmaya karar verdi kahramanımız.
İşe kendi evinin küçük mutfağında başladı, “oyun günleri” için menüler hazırladı. Ama bu girişimi önce kendi yakın çevresi tarafından dudak bükülerek karşılandı. Neyse ki büyük kentte eğitim görenler ya da buralara yerleşenler memleketin tadına onun aracılığı ile ulaşabileceklerini fark ettiler.
Bir çok gece uyumadan sarmalar sardı, içli köfteler yaptı, ambalaj teknikleri geliştirdi, otobüs firmalarıyla dostluklar kurdu. Küçük kent onun sayesinde uzaktaki yakınlara ulaştı.

yemek35

Ama hala yakın çevresinden tam destek alamamıştı. İşi büyüttü, kadınların “oyun günlerinden”, her biri ayrı kurallar içeren doğum ziyafetleri, nişan törenler, sünnet düğünleri ve cenaze yemeklerine geçiş yaptı.
Eleman sayısını artırdı, kendisine atölye kurdu. Küçük kentin yemek kültürünün tanıtımı için ulusal televizyon kanallarında boy gösterdi, fuarlara katıldı. Bitmek bilmeyen bir enerjiyle çalıştı.
Şimdi çok şık bir lokantası var. İşletmeciliğin her yönünü öğrendi. Talep artışına karşın, kalitesini korumayı bildi. Arkasında “dağlar” gibi duran eşi ve oğlu var. Ama yine de, küçük kentin kudretli kadınları arasındayken gözündeki endişe silinmiyor. Küçük kent, yürekli kadınlara hiç cesaret vermiyor.

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın