Kıskançlığın Altında Yatan Sebepler Çocukluktan Geliyor…

0

Çocukluk döneminden itibaren kötü olan bu duyguyla baş etmeye çalışırız. İster kıskanan isterse kıskanılan kişi olalım arkasında saklı tutkular ve hayal kırıklıkları barındıran bu karmaşık duygu bizi yorar.

Gıpta etmek ile kıskanç olmak birbirinden farklı, ama yakın duygulardır. Gıpta etmenin anlamı “bizde olmasını istediğimiz birşeyin başkasında olması” iken, kıskançlığın anlamı “sahip olduklarını kaybetme korkusu” olarak tanımlanıyor.

Üzerinde konuşulamayan, konuşulduğunda ise yargılanan bu duygu çocukluktan geliyor. Bebeklik döneminde sütten kesilen bebek travma yaşar. Kardeşi yeni doğan bir çocuk ise annesini ve babasını bu bebekle paylaşmaya başlar. Annesi başka bir çocuğu sevdiğinde ihanete uğradığını düşünür. Kimi çocuk bunu daha zor atlatır, bu durumda güvenme sorunları da yaşayabilir.

Bilinçdışında önemli rolü olan kıskançlık, Freud’a göre yas gibi normal bir durumdur. Yansıtılmış kıskançlık ise kişinin baskı altında tuttuğu tutkularını eşine, arkadaşına, sevgilisine yansıtması durumuna deniliyor.

Kadınlar mı yoksa erkekler mi daha kıskanç derseniz “hayır”, sadece kadınlar kıskançlığını daha çok gösteriyor. Rakiplerine karşı daha meraklı olan bizler bunu hemen belli ediyoruz.

Kıskançlığı iyileştirmek çok kolay değil, ama reddedemediğimiz bu duygunun bizi yok etmesine izin vermemek gerekiyor. Kıskançlığı tetikleyen şeyin farkına varın.

Herkes hayatında kıskançlıkla ilgili çatışmalar yaşar, tehlikeli olan bunu saplantı haline getirmektir. İlginç olan bir nokta; yazmak kıskançlığı yatıştırıyor.

 

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın