Kış Hazırlıkları-Zilli Zarife

0

Avrupa’nın sosyal konutları örnek alınarak yapılan toplu konut bölgelerinden birinde yaşıyor Zilli Zarife. Toplu konut dediğimize kanmayın her bir dairenin fiyatını duysanız dudaklarınız uçuklar. Neyse konuyu dağıtmayalım. Yaz mevsimi dolayısıyla tüm komşular, Akdeniz ve Ege’yi işgal seferine çıkmıştı. Eylül ayı ile birlikte göçmen kuşlar gittiklerinden üç ton koyu tenleriyle yuvaya döndüler.

güneşlenmek

Büyük kente, apartman dairelerine ve içlerindeki mobilya yoğunluğuna uyum sağlamakta zorlandılar. Çalışanlar trafikteki kaosla bu uyum sürecini biraz daha çabuk atlattı. Ama çalışmayanlar sokağa çıkmak için hiçbir fırsatı kaçırmadılar. Aslında amaçları sadece tatilde kazandıkları açık havada yaşama alışkanlığını bir süre daha uzatmaktı.
Güzel günler her zaman çabuk geçer ya, Zilli Zarife ve arkadaşları daha tatil anılarını müzakere edemeden çocukların okula başlama hazırlıkları devreye girdi.

okula dönüsOkulların istediği kitap kırtasiye alışverişini yapıp dönenler ülke ekonomisinin çökmek üzere olduklarına yemin bile edebilirlerdi. Yaz tatilinde kullanılan kredi kartlarının ekstrelerini gören eşler ise asıl çöküntünün ev ekonomisi içinde yaşandığını daha yüksek sesle dile getirdiler.
Dolayısıyla baharın romantizmi, yaz mevsiminin coşkusu yerini sonbahar depresyonuna bıraktı. Ama kadınlar bu melankoliye papuç bırakacak değillerdi elbet. Az para çok emek ile yeni bir oyun yarattılar kendilerine. Hem de aralarında kıyasıya bir rekabet ortamı yaratarak.
Oyunun adı, ”kış hazırlıkları”. Bunun için her kadın pazardan alışverişe girişti. Hepsinin mutlaka “tanıdık” bir manavı vardı doğal olarak. Kimi oyuna 10,kimi 20 kilo domatesle başladı. Kışın, yaz tadında domates yiyebilmek ve “ev ekonomisine “ katkıda bulunmak için genlerinde bulunan ev kadınını göreve çağırdılar. Herkesin domates saklama yöntemi farklı, ama mutlaka diğerinden sakladığı gizli bir yöntemi var.
Zavallı Zarife yaşamında ilk kez, 10 kilo domatesi alıp mutfağa geldiğinde ne yapacağını bilemez haldeydi. Öncelikle kocaman bir tencerede su kaynatmalı ve domatesleri bu suda birkaç dakika beklettikten sonra kabuklarını soymalıydı. Ama evindeki en büyük tencere aynı anda sadece 7-8 domatese ev sahipliği yapabiliyordu. Üstelik domateslerin kabuğunu soyarken mutfak duvarı, tezgâh ve yerler de nasibini alıyordu. Neyse bu aşama başarıyla tamamlanıp, bir sonraki seviyeye geçildi. Sırada kabukları soyulmuş domatesin suyunu buharlaştırma işi vardı. Bu seviye bir anlamda dinlenme aşaması olarak kabul edilebilirdi.
Ve en zor aşama… Hafif pişirilmiş domatesleri kavanozlara koyup, içine hava girmesine izni vermeden kapatabilme noktası. İşte tam da bu aşamada, bilgi paylaşımı en aza iner ve “ iyi yapan kazansın…” havasına gelinir. Bu işi en iyi bilenin püf noktalarını paylaşmaktaki hasisliği, yapanın acemiliği ile birleşince mutfak felaket bölgesi haline gelir. Kimse görmedi boş verin! Siz yine de domateslerin kabuğunu soyup buzdolabı poşetlerinde buzluğa yerleştirin. Kim gelip buzluğunuzu denetleyecek ki?
Zilli Zarife bulduğu bu yöntemden mutlu mesut, arkadaşlarıyla buluşur. Ama o da ne? İnsanlar şimdide barbunya telaşına düşmüşler.
barbunya

Hâlbuki Zarife’nin evinde kimse barbunya yemeyi sevmez. Ama o kadar büyük bir iş beceriliyormuş gibi anlatır ki arkadaşları, Zilli Zarife çaresiz bir sonraki Pazar alışverişinde barbunya aramaya koyulacaktır. Bu arada turşu yapma mevsimi geliyor ama kimse henüz bunu dillendirmiyor.
Bu arada küçük aileler için dondurulmuş gıdalar da artık çok pahalı değil. Maksat meşguliyet olsun. Zavallı Zarife “yapmayacağım” dediği her şeyi rekabet uğruna deniyor…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın