Kendi Zamanım

0

Yıl 1994, aylardan Ağustos. Sevgili nişanlımdan gelen ültimatomla askere gidiyorum. Hayattan çalınacak altı kocaman ay. Tam da en verimli zamanım. Yapacak bir şey yok maalesef. Biricik aşkım, “askere gitmeden evlenmek yok!” dedi. Oflaya poflaya işlemler tamamlandı. Bir ay Küçükyalı Levazım’da geçen acemilik döneminden sonra beş ay Ankara Milli Savunma Bakanlığı. Mükemmel insanlarla tanıştığım ve yaşadığım altı keyifli ay. Nasıl geçtiğini anlamadığım keyifli günler. Aynı ekiple bir altı ay daha askerlik yapabilirim.
Askerlik bittikten sonra iki üç ayda bir buluşan ekibimize hafta sonları ziyaretlerimize gelen sevgililerimiz yavaş yavaş eş kadrosundan katılmaya başlamıştı. Çevremdeki herkes bu buluşmaların bir ya da iki seneden fazla sürmeyeceğini söyleyip duruyordu. Bizse sanki üç sene askerlik yapmış, cephede savaşmış gibi ilk on yılı geçirdik. Sonrası malum, çoluk çocuk, kariyer, taşınma, sağlık sorunları, hayal kırıklıkları gibi nedenlerle daha seyrek görüşebildik. Ama hiç kopmadık.

Alaçatı3
Son üç yıldır Eylül’ün son haftası ya da Ekim’in ilk haftası Alaçatı’da buluşuyoruz. Hemen hemen standartlaşan bir programımız var.
İlk gün yazın yoğunluğundan arınmış Aya Yorgi’de büyük şehir ve iş temposundan uzaklaşmak için, dünyanın en güzel denizlerinden birine girip Arif’in yerinde sardalya ve rakıyla kendimize geliyoruz. Akşam, daha önce gitmediğimiz ve sohbet edebileceğimiz bir mekanda uzun bir yemek yiyoruz.

asma
Bu sene Asma Yaprağı’na gittik. Yemekler o kadar güzeldi ki, her şeyin tadına bakmak istedik. Tüm menüyü sipariş edip, masada hiç bir şey bırakmadık. Alaçatı’ya yolu düşen herkese tavsiye ediyorum.

Gece küçük bir Alaçatı turu ve hala açık olan barlara sortilerle bitiyor. Bu senenin keşfi, Hacı Memiş ve gelişen çevresi.

İkinci gün sağlam bir köy kahvaltısıyla başlıyor. Öğlen saatlerinde 40’lı yaşlarındaki çocuklar geleneksel go-kart turnuvası başlıyor.

Go-Kart

Bir saatten fazla süren çılgın yarışın sonunda, hemen hepimizin ya beli sakatlanıyor ya da bütün vücudu kaskatı kesiliyor.Yarışlarda kasılan vücudumuzu rahatlatmak için Paşalimanı’ndaki denize sıfır sıcak su cenneti Aquante’ye gidiyoruz. Akşama kadar bir sıcak su, bir deniz, “çocuklar gibi” şen oluyoruz. Denizde mayoların kafa üzerinde sallanması ise ritüelin değişmez parçası.

Akşam ise mutlaka balık restoranında menüdeki her şeyi silip süpürüyoruz. İkinci akşam herkes askerlik günlerindeki moduna ulaşıyor zaten. Bu sene Port Alaçatı’daki sörf okullarının hemen üst tarafındaki Ali Baba’daydık. Yunan keçi peynirinden yaptıkları Saganaki’yi ve beğendili ahtapotu başka hiç bir yerde aynı lezzette bulamazsınız, kaçırmayın.

Gece ise hali olanlar turlara devam ediyor. Dutlu katmeriyle meşhur Dutlu Kahve ile klasik, acılı ve kuş üzümlü, fıstıklı midyeleriyle meydandaki tarihi caminin önündeki midyeci değişmez duraklarımızdı. Bir de bizi aşan, Göz Lounge.

alacatı kahvaltı
Üçüncü gün nispeten daha hafif bir kahvaltıyla başlıyor. Malum dönüş zamanı vakti iyi değerlendirmek gerekiyor. Sonrasında basketbol maçımız var. Sporsuz askerlik anıları yad edilmiyor.
Vedayı ise yine Aya Yorgi’de Arif’in yerinde muhteşem deniz, sardalya ve rakıyla yapıyoruz. Hele yağmurlu bir İstanbul’a dönmeden önceki yılın son yakıcı güneşi keyfinizi üçe katlıyor.

Dile kolay on dokuz yıldır hiç yaşlanmadan ve kopmadan görüşebilmemizi sağlayan şey ise sadece arkadaşlığımız değil, sevgili eşlerimizin yüce gönüllülüğü. Bu kadar çok erkek arkadaşın şehir dışında bir yerlerde buluşup iki gece geçirmesini gıptayla dinleyen arkadaşlarım sayesinde algıladım bu gerçeği. Bize çok normal gelen bu buluşmalar bir çok arkadaşım için hayal edilemeyecek kadar uzak. Halbuki birbirimize özgürlük vermek değil midir asıl bağlılık?

sörf manzara

Her şeyden uzaklaştığım, kendimi dinlediğim ve yenilendiğim bu keyifli zaman için kendime, aşkıma, oğluma ve arkadaşlarıma teşekkürler…

Kentli Erkek- Alaçatı Eylül 2013

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın