İş Hayatı Neden Sevilmez?

0

Mesai günleri sabah saatin sesini duyup gözlerimi açtığımda, işe gitmemek için geçerli bir bahane arayışındayım uzun zamandır. Kalkıp giyinmek, yola koyulmak, yine aynı insanlarla büroyu paylaşmak zor geliyor. Hele yaptığım işi düşünürken, aynı anda beynimin diğer köşesinde emeklilik hesapları yaptığımı fark ettiğimde kendimi çoktan yaşlanmış gibi hissediyorum.
Hemen depresyon teşhisi koymayın durumuma. Çünkü çalışan nüfusun yaklaşık yüzde 50’si benimle aynı duyguları paylaşıyor. Yani işlerinden nefret ediyor. Bu nefret neden kaynaklanıyor?
Çünkü iş yerlerinde farkında olun ya da olmayın sürekli kötü muameleye maruz kalıyorsunuz. Öyle bir noktaya getiriliyorsunuz ki, size bağırılması bile sıradan olabiliyor.
Mesai arkadaşlarınız hiçbir zaman gerçek dostlarınız gibi değildir. Paylaştığınız her konu, bir sonraki terfi ya da maaş artışı döneminde aleyhinize kullanılabilir.
İşinizin geleceği konusunda endişeleriniz varsa, emin olun haklı çıkarsınız. Hatta şu an bile gıyabınızda idam hükmünüz (tüm haklarınız verilerek, işten çıkarılma yazınız) imzalanıyor olabilir.
Her geçen gün şirketler daha çok kişiyi işten çıkarıyor. Yerlerine daha genç, daha ucuza çalışacak elemanlar alınıyor.
Günde en az 12 saatiniz, işe giderken trafikte, çalışırken ve işten eve dönerken yolda geçiyor… Yani hayat bitiyor.
İş yerindeki sıkıntılarınızı evde eşinizle paylaşırsınız. O da sizinle. Aranızdaki sohbet bir zaman sonra o kadar sıkıcı hale gelir ki ilişkiyi bekleyen kaçınılmaz son, “yabancılaşmadır”.
Tabii bir başka acı durum da, hayalinizdeki işe kavuşmak için kendinize yaptığınız yatırımın, eğitimde geçen onca yılın karşılığının bir fiyasko olduğunu görmektir. İşin komik yanı, bu gerçeği bilmenize karşın, kendi çocuklarınızı da aynı çarka sokmaktan kaçınmamız…
Ne kadar çok çalışırsanız çalışın, tüketim kültürünün yaşamdaki dayatmalarına yetişmek imkânsıza yakın. Otomobil alırsınız onun taksitleri biter, ev borcuna girersiniz, biraz rahatlar gibi olduğunuzda mobilyalar devreye girer. Çocuklar büyürken harcamak zorunda olduklarınızı da unutmayın lütfen.
Kazandığınız ücretin önemli kısmına, siz dokunmadan devlet el koyar. Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır derler, ama bu paraların nerelere harcanacağı konusunda söz hakkınız olmaz.
Harcadığınız emeğin, şirkete katkınızın ne olduğunun aldığınız maaşa etkisi pek yoktur. Emeğinizin karşılığı patronun belirlediğidir.
Aslında “iş” modern zaman köleliği değil midir? Kazancınız, genellikle ancak yaşamınızı idame etmeye yeter. Daha fazlasını istemeye kalktığınızda da, şimşekleri üzerinize çekersiniz.
Çocukluğunuzu hatırlıyor musunuz? Hani istediğiniz kadar oyun oynadığınız dilediğiniz şeyleri yapmak konusunda özgür olduğunuz o günleri… İşte yaşamınızda bir daha o tadı bulamayacağınızı bilmek de ayrı bir dert.
Neyse, kalkıp hazırlanmam lazım. Geç kalırsam şef kızar!

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın