İnsan Ağlamak İster mi?

0

Uzun zamandır kolay kolay ağlayamıyorum. Eskiden tabiri caizse ota b…a ağlayan ben ne zamandır ağlamıyorum. Bunun için çaba bile harcadım. Benim için önemli hatıraları olan yerlere gittim, filmler izledim, yoğunlaştım. En çok duygulandığım görüntüleri ve anıları gözümde canlandırdım. Ama nedense içimden ağlamak gelmedi bir türlü. Ağlamaya bayıldığımdan değil, Allah insana üzüntüler vermesin; sadece bunu insanca bulmadığımdan ve normal olmadığından. Çünkü gülmek ve ağlamak hayatın bir parçası, olmazsa olmazı… Hatta ağlamak ve gülmenin kardeş olduğu söylenir. İşte bu nedenle bir tuhaflık olduğunu düşünüyordum kendimde…
Derken 2 hafta önce annemlerden dönerken Kadıköy’den bindiğim otobüste bir çocukla tanıştım. Tabii buna tanışmak da denirse… Sadece iletişim kurduk diyelim. Telefonda Fenerbahçe’nin Eskişehir ile yaptığı maçın canlı anlatımını takip ederken karşı sırada, sağ çaprazımda arkada oturan bir çocuk bana maçın skorunu sordu. Konuşmada zorluk çeken çocuğa 1-0 öndeyiz dedim. Derken 1-2 dakika geçmeden tekrar sordu. “Maç kaç kaç?”. Biraz dikkat edince konuşmada zorluk çekmesinin yanında, el kaslarının gergin olduğunu, ellerini biraz yamuk tuttuğunu gördüm. Fazla hissettirmeden yan gözle incelemeye başladım. 14-15 yaşlarında oldukça zayıf bir çocuk, kucağında da antremandan geldiği izlenimini veren bir spor çantası… Bu arada bana dakika başı maçın skorunu soruyor, ben de halen aynı olduğunu söylüyorum, hatta bir süre sonra o daha sormadan başka gol yok, yeniyoruz diyip içini rahatlatıyorum. Göztepe’ye yaklaşınca bana hangi durakta ineceğimi sordu ve sebebini bilmeden biraz da tedirgin oldum neredeyse… Son durakta ineceğimi söyleyince bir rahatlama işareti yaptı, belli ki sıkı bir Fenerbahçe fanatiği ve otobüsten inene kadar skoru benden takip edebileceğine seviniyordu.
Derken Göztepe Sanayi Mahallesi’ne yakın durakta çocuk birden otobüsten indi. İner inmez durakta bekleyen, annesi olduğuna adım gibi emin olduğum bir kadına sarıldı. Anne, sanki uzun seneler sonra uzak bir ülkeden geliyor gibi oğlunu kutlarcasına kucakladı; belli ki çocuğun ineceği durağa tek başına gelmesi büyük bir başarıydı. Bu sahneyi görüp, algılama ve içime işlemesi arasındaki saliseler kadar kısa sürenin sonunda gözyaşlarına boğuldum ve otobüs evimizin önüne gelene kadar içimi çeke çeke ağladım. Aylardır içimde biriken gözyaşlarını bir anda tükettim.
Hale, İstanbul – 2013

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın