Göçmen Kuşlar Zamanı…

0

Bugün, yeni birşey öğrendim. Eylül, Süryani dilinde  üzüm mevsimi anlamındaymış. Bahar boyunca kendini saklayan, yaz mevsimiyle birlikte ayağa kalkan ve olgunluğun doruğunu bu ay yaşayan, kökü asırlar öncesine dayanan meyve. O meyve ki toprağından ayrı yaşayamayan, göçmen kuşlara asla özenmeyen.

Artık, Eylül zamanı, toprağında olgunlaşan üzüm ve  kendi kanatlarıyla uçmayı öğrenen kuşların göç mevsimi… Üzüm olmak mı yoksa kanatlarının gücünün yettiğince uçmak mı?  “Ne o, ne o” da bir seçenek. Peki biz neyiz?  Üzüm olma çağındaysak toprağa bağımlı olma zorunluluğu var. Ama ya göçmen kuş,  “bizi çağırıyorsa?”   Geride kalan herşeyi unutursak yeni bir hayat, bizi koynuna alır mı?

Belli ki bir kaç güne kadar, alışageldiğimiz düzene geri döneceğiz. Aynı yürek sıkışmaları, aynı mücadele hırsı, aynı yüzler, aynı genel kabuller içinde var olmaya çalışacağız. Çünkü her türlü zorluğuna rağmen kabile sınırının ötesine geçme cesaretimiz yok. Atamızdan, annemizden bize  aktarılan tek şey; “benzerleriyle birlikte olursak güvenli alanda yaşarız”.

Öte yandan göçmen kuşlar takılır gözümüze… Muhteşem  bir ritm içinde kanat çırptıkları için methiyeler düzeriz. Aklımıza onların hangi acıları, hangi kayıpları geride bıraktığını hiç getirmeyiz. Sadece yaşamın “muhteşem döngüsü” diye bir etiket eşliğinde hayranlığımızı dile getiririz. Öykünürüz. Öykünürüz de onlar gibi olmaya cesaret edemeyiz. Çünkü konfor alanın, kabile sınırlarının dışında bir hayata cüret etmeyi düşünemeyiz. Yolumuza ejderhalar, örümcekler, ciyanlar çıkabilir. Ve tüm bunlara karşı savunma mekanizmasının reçetesini bulmaya çalışıyoruzdur.

Ama ne o eşikten dışarıya bir adım atabilme cesaretine, ne de başka ovalara, platolara kanat çırpma gücüne sahip olduğumuzu biliriz. En güvenlisi, bildiğimiz sularda, kabile sınırı içinde, öğretilmiş kurallarla yaşamı idame ederiz.  Ne üzümün sabrı, ne de göçmen kuşun kararlılığı bizi cezbeder. Çünkü bize böyle öğretilmiştir!

Bunun  adına da hayat deriz… Değil mi?

 

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın