Bilmediğim Soruyu Boş Bırakabilir miyim?

0

Üzerinde herkesin “fikri” olduğu konuların başında eğitim gelir. Çünkü kıyısından köşesinden hepimiz eğitim sistemine dokunuruz ya da o bize dokunur. Öğrenci eski öğrenci, öğretmen, ebeveyn ya da bu işe kafa yoran insanlar olarak.

Ben de, çocukları nedeniyle eğitim sürecini yakından takip etmek zorunda olanlardanım. Kendi gözlemlerim ve çevreden duyduklarımı ekleyince şöyle bir manzara ortaya çıkıyor.

Kış saati uygulamasından vazgeçilmesi yüzünden  zifiri karanlıkta çocuğumu “hadi uyan sabah oldu” diye kaldırıyorum. Oysa sabahları, gün doğmuş olurdu…

Okula giderken taşıdığı çantanın ağırlığı içler acısı… Her ders için kitap, çalışma kitabı ve defter kalem kutusu derken çocuğun yük taşıma kapasitesi her geçen gün artıyor.(yardımcı kitaplar da cabası)

Peki, hiç  çocukların ders kitaplarına yakından bakma şansınız oldu mu? İfade ve yazım hataları bir yana, bilgiye ulaşmak için ciddi bir çaba harcamak gerekiyor.

Özellikle de Türkçe dersi kitaplarının hastasıyım. İlk öğretim çağında çocukları kendi dillerinden nasıl soğutabiliriz diye özel bir çaba harcanmış. Dil bilgisini öğretmenin daha bir zor yolu var mıdır bilemiyorum.

Henüz “okuma yazmayı”  yeni öğrenen birinci sınıftaki çocuklara verilen etkinliklerde konuyla ilgili öykü yazması istendiğini de hatırlıyorum.

Çocuğumuz okumayı sevsin diye elimizden geleni yapıyoruz. Hem artık çocuk kitaplarındaki çeşitlilik de arttı. Ancak burada da ciddi endişelerim var. Mesela, kızımın okul kütüphanesinden aldığı bir öykü kitabına şöyle bir göz gezdirdiğimde neden son iki gecedir kendi yatağında uyumaktan korktuğunu anladım. İnsan olmanın nasıl eşsiz bir şey olduğu ancak bu kadar ürkütücü tarzda hikaye edilebilirdi.

Yine mitolojiyi çocuklara sevdirmeyi hedefleyen bir kitabın Türkçesini anlamakta zorlandığımı da ifade etmeliyim. Her cümleyi durup, yeni baştan okumak zorunda kaldım. Üstelik bu kitap çocuğumun ara tatilde okuyup hakkında ödev hazırlaması gereken bir kitaptı.

Fen ve sosyal bilgiler dersleri ise anladığım kadarıyla çocukların özellikle “ezber yeteneğini” geliştirmek amacıyla müfredata eklenmiş. Dokuz yaşındaki bir çocuktan, Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephe komutanlarının adlarını ya da vücuttaki kemik türlerinin isimlerini bilmelerini beklemenin başka ne anlamı olabilir ki? İsim ezberlemekten kavramları anlamaya ne zaman, ne enerji ne de istek kalıyor doğal olarak.

Ve gelinen noktada karşınıza “bilmediğim soruyu boş bırakabilir miyim?” diye soran kafası karışık çocuklar çıkıyor.

Ülkemizin eğitimdeki durumunu anlamak için ille de PİSA sınavı sonuçlarını görmemize gerek yoktu ama hiç olmazsa artık bilimsel verilerle konuşuyoruz. Ne yazık ki  bizim evden görünenlerle, PİSA sınavlarının sonuçları aynı oranda moral bozucu…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın