Arada Bir Yapmak Lazım…

0

Batı kökenli filmlerde görürdüm hep. Kadın yaşamın monotonluğundan kurtulmak için bir mola alır, tek başına bir seyahate çıkar. Bir dağ köyü ya da sahil kasabasıdır istikamet. Bir otele yerleşir, çevreyi keşfe çıkar, tek başına yemek yer, kahve içer, kitap okur. Genellikle önemli kararların arifesinde gelir, tek başına uzaklara gitme fikri. Bu sahneleri izlerken kadın karaktere çok özenirdim. Bir iş ya da bir ziyaret bahanesine ihtiyaç duymadan öylesine bir yerlere gidip yalnızlığı solumak.
Özenirdim ve yıllar geçtikçe böylesi bir adım atmaktan korkar oldum. Çünkü bir şekilde “insanlar ne der ?“ tuzağına düşmüştüm. Hem eşin çocukların evdeyken, senin bir başına bir yerlerde olman sorumsuzluk olarak değerlendirilmez mi? Başkalarını bir kenara koysan bile kendi iç sesin, başöğretmen edasıyla seni yargılamaz mı?
Tüm bu yanıtsız soruları ardımda bırakıp Alaçatı’ya gittim. Tabii iyi bir mazeretim vardı. Arkadaşım evlenecekti ama iki gün sonra. Kendime 2 günlük izin verdim.
Elimde minik bir valizle yıllar sonra geldiğim Alaçatı’da önce bir ürkeklik sardı beni. Sanki herkes bana bakıp için için ayıplıyordu. Aslında kimsenin beni gördüğü, ilgilendiği yoktu. Onlar sınırlı bir zaman için ayarladıkları tatil cenneti düşünün tadını çıkarıyorlardı.

shutterstock_109382672
Bu gerçeği anladıktan sonra tıpkı öykündüğüm film karakterleri gibi davranmaya başladım. Omuzlarım biraz daha dikleşti. Etrafa korkak değil meraklı bakışlar atmaya başladım. Otele yerleşip, Alaçatı’yı keşfe çıktım. Minik dükkânlarda daha önce ilgimi çekmeyen objelere dakikalarca baktım. Dükkân sahipleriyle sohbet ettim. Hiç çekinmeden tek başıma yemek yedim. Otele döndüğümde odamda biraz kitap okudum. Çok düşündüm. Bir tür yaşamla hesaplaşma yani.
Sahip olduklarım, kaçırdıklarım, hayallerim, pişmanlıklarım ve beklentilerimle uzun uzadıya sohbet ettim. Onlar beni pasiflikle, isteksizlikle, yaşamdan kopuk olmakla suçladı. Ben ise bulunduğum durumun bana iyi geldiğini söyleyerek savunma yaptım. Kimse bu savunmaya inanmadı doğal olarak. Saatler süren tartışmanın ardından benim “yaşamı yeniden gözden geçireceğim” sözünü vermemle noktalandı.
Bu tutulması o kadar da kolay bir söz değil elbette. Dev adımlar atmam gerekiyor artık. Olayların sonuçlarına üzülmek ya da ağlamak yerine belirleyici olmam lazım. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler…” dönemi sonsuza kadar kapanmalı. Yaşam ne getirirse sorgusuz sualsiz kabullenmek yerine, sisteme çomak sokmak belki de daha heyecan verici olacak.

gokyuzu
Yalnız bir yerlere gitmenin en keyifli yanı döndüğünde seni bekleyen bir aile, dostlar ya da kendinle yaptığın hesaplaşmanın sonuçlarını merakla bekleyen bir sevgili olsa gerek. Yüzündeki huzur bekleyenleri rahatlatır. Ama kimse bu huzurun sonuçlarının ne olacağını bilemez. Değil mi?
Arada bir alıştığımız düzenin dışına çıkmak lazım. Dışarısı başlangıçta korkutucu gelebilir. Ama kendinle sohbetin tadını aldığında…

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın