Angelina Jolie ve Meme Kanserine Dair Bilmeniz Gereken Her Şey

0

Son zamanların en güzel kadınlarından biri olan Angelina Jolie’nin kanser riski taşıdığı için iki memesini birden aldırdığı haberleri dikkatleri yeniden meme kanseri üzerinde yoğunlaştırdı. Biz de özellikle kadınların hedef olduğu meme kanseri ile ilgili olarak Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Kemal Raşa’nın bilgisine baş vurduk. İşte meme kanseri hakkında merak ettiğiniz her şey…
Tüm meme kanserlerinin %99’u kadınlarda, yüzde biri ise erkeklerde görülüyor. Yaşın ilerlemesi meme kanserine yakalanma riskini artırıyor. Meme kanserinde klinik sonuçlarının daha iyi hale getirilebilmesi için yıllardır birçok çalışma yapılıyor. Hormon tedavisi, cerrahi tedavi, radyoterapi, kemoterapi ve biyolojik tedavi üzerine yapılan çalışmalar devam ediyor. Bu çerçevede son yıllarda kullanılan en önemli yöntemlerden biri de sentinel lenf bezi biyopsisi. Sentinel lenf bezi biyopsisi; ilk olarak özel bir tip deri kanseri olarak değerlendirilen ve malign melanom adı verilen hastalığın tedavisinde kullanılan, sonrasında da meme ile kalın bağırsak kanserinde klinik uygulamaya giren bir yöntem.

meme9
Meme kanseri riskini arttıran faktörler nelerdir?

Aileden gelen meme kanseri riski tüm meme kanserlerinin %10-15’ini oluşturmakta. Meme kanseri genleri denilen BRCA1 ve BRCA2 isimli genleri taşıyan kişilerde meme kanseri gelişme riski yüksek. Kalıtsal meme kanseri o ailenin tüm fertlerinde görülmez ama bu genlere sahip kişilerde risk yüksek. Meme kanserlerinin önemli bir kısmı hormona bağımlıdır. Meme kanseri hücrelerinde hormon alıcıları tespit edilmekte. Östrojen hormonu meme kanserinin gelişmesinde etkili bir faktör. Her meme kanseri hormona duyarlı değildir, ancak duyarlı olanların gelişiminde östrojen hormonunun ciddi bir katkısı var.

Kimler Risk Altında?

Bir kadının hayatı boyunca üretken olduğu, yani östrojene maruz kaldığı dönem ne kadar uzunsa “meme kanseri riski” o kadar fazla.
Bir kız çocuğu ne kadar erken yaşta ilk adetini görürse ve ne kadar geç menopoza girerse meme kanseri riski o kadar yüksek.
Hiç doğurmamış olan kadınlarda da risk vardır.
İlk doğumunu geç yaşta yani 30 yaşın üzerinde yapmış kadınlarda da risk vardır.
Hormon kullanan kadınlarda da risk fazladır.
Alkolün de etkisi vardır. Tek başına risk faktörü olmasa da diğer risk faktörleriyle birlikte olduğunda meme kanseri riski de artar.

Erken Evre Ne İfade Eder?

Meme kanserinde önemli olan, kanseri hiçbir belirti olmadan yakalamak. Herhangi bir belirti varsa, zaten hastalık ilerlemiş demektir. Erken evre dediğimiz, ele gelmeyen meme kanserinin yakalanmasıdır. Bu dönemde yakalanan meme kanserinin tedavisi de memenin korunması da kolaydır. Günümüzde hastanın hayatını kurtarmak kadar, memesini korumayı da önemsiyoruz ve eğer hasta erken dönemde tedavi ediliyorsa, memeyi koruma şansımız çok yüksek. Meme kanseri hastalarında mutlaka koltuk altında bulunan lenf bezlerinin durumunu da bilmemiz gerekir. Lenf bezlerinde tutulum ne kadar az ise, hasta o kadar erken evre kabul edilir ve elbette en çok arzu edilen “hiç tutulum” olmamasıdır.

meme11

Tümörün Boyutu Hastalığı Nasıl Etkiler?

Meme kanseri basit bir hastalık değildir ve hastalığın seyrini etkileyen birçok unsur vardır. Tümör boyutu ne kadar büyükse hastalık o kadar ileri kabul edilir. Ancak tümörün boyutu kadar, yapısı da önemlidir. Yani tümörün boyutu küçük olsa da bazı özellikleri nedeniyle biyolojik olarak agresif olabilir. Ya da tam tersi olarak, tanıyı ancak büyükken koyabildiğimiz meme tümörü bazı iyi özellikleri nedeniyle daha yavaş seyredebilir. Örneğin tümör hücrelerinin hormona duyarlı olup olmaması, hastalığın riskini belirleyen önemli unsurlardan biridir. Hormona duyarlı tümörler daha yavaş büyürken, hormon duyarsız olanlar daha hızlı büyür. Ayrıca hormona duyarsız tümörlerde hastalığın tekrarlama ve uzak organlara sıçrama yani metastaz yapma riski yükselir.
Tümörde HER2neu dediğimiz büyüme faktörü varsa, küçük de olsa çok agresif seyredebilir. Sonuçta meme kanserinde tümörün boyutu önemlidir ama en az boyut kadar yapısı ve özellikleri de önemlidir. Bu nedenle herkesin hastalığını farklı kabul etmek ve tedavi ve izlem planını kişiselleştirmek gerekir.

Kemoterapinin Meme Kanserinde Oynadığı Rol Nedir?

Cerrahi ve radyoterapi lokal tedavilerdir. Bir ilaç tedavisi olan kemoterapi ise bütün vücudu ilgilendiren sistemik bir tedavidir. Hem tümörü küçültür, hem de vücudun diğer bölgelerindeki kanser hücrelerini etkiler. Aslında meme kanserinde kullandığımız ilaç tedavisi sadece kemoterapi değildir, ayrıca hormon tedavisi ve hedefe yönelik ilaç tedavileri vardır.
İlaç tedavisi değişik evrelerde değişik amaçlarla kullanılır. Yaygın hastalıkta, hedef hastalığı kontrol altına alabilmektir. Hastalık lokal yani memeye sınırlı ve yayılmamış ise, fakat hastalığın yayılmasıyla ilgili bir risk varsa o zamanda yine ilaç tedavisi yaparız. Buradaki amaç vücutta, elde var olan teknolojiyle tespit edilememiş olan tümör hücrelerinin olabileceğini varsaymak ve bu hücreleri yok etmektir. Böylece hastalığın lokal olarak geri gelme ve metastaz yapma riskini azaltmaktır. Biz buna ek tedavi anlamına gelen adjuvan kemoterapi deriz.
Tümör için yapılan ameliyat sırasında, memenin tamamı çıkarılsa bile bir süre sonra metastaz saptayabiliriz. İşte metastaz yapabilecek bu hücreleri öldürmek gerekir. Bu hücreler ne kadar az sayıdaysa tedavide de o kadar başarılı oluruz. Bu nedenle erken dönemde riski yüksek olan kadınları belirlemek ve bu riski yok etmek veya en azından azaltmak için ilaç tedavisi yapmak gerekir.
Koltuk altı lenf bezleri tutulmuş, tümörü hormona duyarsız, tümörü HER2 neu pozitif olan veya tümörün mikroskoptaki görünümü agresif olan hastalar riski yüksek olan hastalardır. İlaç tedavisi sadece kemoterapi olabileceği gibi kemoterapi ile beraber hormonal tedavi, ya da sadece hormonal tedavi de olabilir. HER2neu pozitif olan hastalarda ise ek olarak hedefe yönelik ilaç kullanmak gerekir.
kemoterapi1

Tanıdan Sonra Ne Oluyor?

Tanı konulduktan sonra ve tedavi belirlenmeden önce yapılması gereken ilk şey hastalığın yayılımının saptanmasıdır. Yani hastalık lokal olarak, sadece memede mi, yoksa metastaz olarak adlandırdığımız vücudun başka bir yerine sıçramış mı bilmek gerekir. Eğer hastada yaygın bir hastalık varsa, tedaviye kemoterapi ile başlamak gerekir. Eğer hastanın tümörü sadece memede ve koltuk altı lenf bezlerinde sınırlı kalmışsa, ki günümüzde hastaların çok büyük bir bölümü bu aşamada tanı alıyor, tedaviye cerrahi ile başlamak gerekir. Ancak hastanın lokal ileri bir hastalığı, yani agresif özellikleri olan büyük bir tümörü varsa yine tedaviye kemoterapi ile başlamanın faydası olabilir. Tedaviye kemoterapi ile başlamamızın uygun olacağı bir diğer hasta grubu da memesinin korunmasını tercih eden ancak tümör boyutu meme koruyabilmek için üst sınır kabul ettiğimiz 4 cm den büyük olan hastalardır. Bu hastalarda da kemoterapi ile tümörün küçültülmesi ve böylece memenin korunabilmesi hedeflenmektedir.
Bir kısım hastada hedef gerçekleşmekte ve neo-adjuvan kemoterapi adını verdiğimiz bu tedaviden sonra, meme koruyucu cerrahi gerçekleştirilebilmektedir. Ancak bazı hastalarda beklenen yanıt alınamamakta ve bu nedenle meme koruyucu cerrahi yapılamamaktadır. Sonuçta meme kanseri tanısı konulan hastanın tedavisi, tümörün boyutu, özellikleri, yayılımı ve hastanın tercihleri göz önünde bulundurularak multidisipliner bir ekip tarafından belirlenmelidir. Yani en uygun tedavi seçeneğine ne tek başına cerrahın, ne tek başına medikal onkoloğun ne de tek başına radyasyon onkoloğunun karar vermesi uygun değildir. Tedavinin nasıl sürdürüleceğine birlikte karar verilmesi gerekir. Tedavi seçenekleri tartışılırken de hastanın mutlaka taraf olması ve karar verme sürecine aktif katılımının sağlanması en uygun çözümdür.
meme

Meme Kanseri Nasıl Yayılır?

Tüm kanserlerin ortak özelliği, bulundukları yerin ötesinde, tüm vücuda yayılabilmeleri. Bazı kanser türleri öncelikle kan damarları yoluyla yayılırken, bazı kanserler de lenf damarları yoluyla bölgesel lenf bezlerine atlar. Meme kanseri de kan damarlarıyla vücudun uzak organlarına yayılmadan önce lenf damarlarıyla koltuk altındaki lenf bezlerine gitmeyi yeğlemekte. Son 20 yılda, önce hayvanlar, sonra da insanlarda yapılan çalışmalar lenf kanallarıyla koltuk altındaki birinci düzey lenf bezlerine gelen meme kanseri hücrelerinin burada yerleşmeyip ikinci ve üçüncü düzeye ilerleme, orada yerleşip büyüme oranlarının ihmal edilebilecek düzeyde düşük olduğunu gösterdi. Yani meme kanserinin koltuk altında, sayıları ellinin üzerinde olan lenf bezlerine yayılımı belli bir hiyerarşik düzen içerisinde olmakta. Öncelikle birinci düzey sonra ikinci ve son olarak da üçüncü düzey lenf bezleri tutulmakta.

Sentinel Lenf Bezi Biyopsisi Nedir?

Erken evre meme kanserinin cerrahi tedavisini memeye ve koltuk altındaki lenf bezlerine yönelik cerrahi olarak iki bölüme ayırabiliriz. Meme kanserinde koltuk altındaki lenf bezlerini gerçekten önemsiyoruz çünkü kanser hücrelerinin buraya ulaşıp ulaşmaması, hastalığın evresini belirlemekte. Eğer bu lenf bezlerinde kanser varsa, hastalığın daha ileri evrede olduğunu anlıyor ve kemoterapi ile radyoterapi gibi yandaş tedavilerimizi bu veri ışığında belirliyoruz. Eğer bu lenf bezlerinde kanser yoksa da daha sınırlı tedavilerin yeterli olabileceğini düşünerek planımızı buna göre yapıyoruz. Hastalığın evresinin ve tedavisinin belirlenmesinin yanı sıra koltuk altında hastalık olması durumunda bu hastalıklı lenf bezlerini cerrahi olarak çıkartmak koltuk altındaki lokal kontrole katkı sağlamakta.
Bu nedenle de meme kanserinin cerrahi tedavisini üstlenen cerrahlar yıllar ve yıllar boyunca koltuk altındaki tüm lenf bezlerini çıkartarak yani “aksilla disseksiyonu” yaparak hastalığı evrelendirebilip, tedavisini belirleyebilmiş ve koltuk altındaki lokal kontrolü sağlayabilmiş. Ancak meme kanserinin koltuk altındaki lenf bezlerine hiyerarşik bir düzen içerisinde yayıldığı verisi, yeni çalışmalara ilham vermiş ve bu veri kullanılarak yapılan klinik çalışmalar sonucunda sentinel lenf bezi kavramı geliştirilmiş.
Sentinel lenf bezi, lenf kanalları yoluyla yayılan meme kanseri hücrelerinin koltuk altında gideceği ilk lenf bezi olarak tanımlanabilir. Yani meme kanseri koltuk altına yayılacaksa, öncelikle sentinel lenf bezinde tutunmakta daha sonra diğer lenf bezlerine ilerlemekte.
Daha ileri çalışmalarla koltuk altında, tümörün gideceği o ilk sentinel lenf bezinin ameliyat sırasında bulunması ve patolojik incelemesinin yapılmasının yolları denenmiş. Yıllar içerisinde iki yöntemin sentinel lenf bezinin saptanmasında etkin olduğu gösterilmiş.
Bu yöntemlerden ilki radyoaktif madde ikincisi de mavi boya kullanımı. Radyoaktif madde kullanarak gerçekleştirdiğimiz yöntemde ameliyata başlamadan 1.5 – 2 saat önce Nükleer Tıp bölümü tarafından tümör olan memeye, tümöre benzer şekilde lenf kanallarını izleyen radyoaktif madde enjekte ediliyor. Bir süre beklendikten sonra Nükleer Tıp bölümünde lenfatik harita çıkartılıyor, sentinel lenf bezi saptanıyor ve yerleşkesi deri üzerinde işaretleniyor. Daha sonra ameliyata alınan hastanın yüksek miktarda radyoaktif madde tutmuş olan sentinel lenf bezi radyoaktivite sayacı (gama probe) kullanılarak bulunuyor ve bu lenf bezi çıkarılarak pataloglara teslim ediliyor. Patologlar da ameliyat sırasında yaptıkları ve “frozen” adını verdiğimiz acil patolojik inceleme ile bu lenf bezinde kanser hücrelerinin olup olmadığını söyleyebiliyor.
İkinci yöntemde ise herhangi bir ön hazırlık yapılmadan ameliyatın başında tümör olan memeye mavi boya enjeksiyonu yapılıyor ve bir süre beklendikten sonra koltuk altı cerrahi olarak araştırılarak mavi boya tutmuş sentinel lenf bezi tanımlanıyor. Bu lenf bezi çıkartılarak yine ameliyat sırasında patologlara teslim ediliyor ve acil patolojik incelemenin sonucu bekleniyor.
Yapılan patolojik inceleme sonucunda sentinel lenf bezinde tümör saptanmaz ise daha ileri düzeydeki lenf bezlerinde de tümör olmadığı kabul edilerek koltuk altına yönelik işlem sonlandırılıyor. Ama eğer ilk lenf bezinde tümör görülürse ,bu tümör hücrelerinin diğer lenf bezlerine de gitmiş olabileceği kabul edilerek koltuk altındaki tüm lenf bezleri çıkartılıyor yani geleneksel yönteme dönülüyor.
Yapılabilirliği, etkinliği ve geçerliliği çok sayıda bilimsel çalışma ile kanıtlanmış olan sentinel lenf bezi biyopsisi, çok önemli bir hasta grubunda hastaları aksilla disseksiyonu adını verdiğimiz koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin çıkarılması işleminden kurtarmaktadır. Böylece yapılan ameliyatın yan etkileri anlamlı olarak azalmakta ve aksilla disseksiyonu sonucunda oluşabilen kronik hasarlar engellenebilmekte.
Ameliyat öncesi kemoterapi almış, daha önceden o memeye yönelik cerrahi geçirmiş, gebe, tümörü çok odaklı vb. gibi zor hasta gruplarında da sentinel lenf bezi biyopsisinin benzer başarı oranlarıyla yapılabildiği gösterilmiştir. Yapılmasının uygun olmayacağı hasta grubu neredeyse kalmamıştır. Bu nedenlerden dolayı da sentinel lenf bezi biyopsisi günümüzde meme kanseri hastalarında koltuk altına yaklaşımda “altın standart” haline gelmiştir.

Sentinel Lenf Bezi Biyopsisinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sentinel lenf bezi biyopsisi; birikim, tecrübeli insan gücü ve teknolojik altyapı gerektiren bir yöntem. Dolayısıyla başarının ön koşulu bu yöntemin yeterli teknolojik altyapıya sahip bir merkezde, konularında yetkin ve birbirini iyi tanıyan bir ekip tarafından gerçekleştirilmesi. Ayrıca ekibin kendi sonuçlarını sürekli olarak izlemesi, geliştirme alanları olup olmadığını değerlendirmesi de çok önemli.
Ameliyat öncesinde hastalara zaman ayırmak, hem ameliyatın detaylarını hem de bu teknik sayesinde engellenebilecek yan etkileri detaylı olarak anlatmak gerekir. %1-2 gibi çok küçük bir hasta grubunda ise ameliyat sırasında yapılan patolojik değerlendirmede sentinel lenf bezinde tümör görülmemekte ancak daha sonra yapılan detaylı patolojik incelemede tümör saptanabiliyor. Bu ihtimali de ameliyat öncesi dönemde hastalarla konuşmak gerekir.

meme12

Bireysel Tedavi Şart!

Meme kanseri hastalarının tedavisinde kullandığımız üç ana silah var. Bir tanesi cerrahi, diğeri radyoterapi, sonuncusu da kemoterapi ve hormonal tedavi olarak ikiye ayırabileceğimiz onkolojik tedavi. Bu üç silahı hangi sırayla kullandığınız tedavi sonuçlarını çok değiştiriyor.
Bir hastanın tedavisine önce kemoterapiyle başlayıp, sonra ameliyat edip, daha sonra da radyoterapi vermemizin sonuçları aynı özelliklerde ama farklı sırayla tedavi ettiğimiz başka bir hastanın sonuçlarından inanılmaz derecede farklı olabiliyor. O nedenle de tedaviyi gerçekten bireyselleştirmek lazım.
En ideal yöntem her meme kanseri hastasının, meme kanseri tedavisinde uzmanlaşmış multidisipliner bir ekip tarafından değerlendirilmesi ve tedaviye hastanın da katıldığı, taraf olduğu bir süreç sonunda karar verilmesi. Tedavinin uzlaşı ile belirlendiği hastalarda elde edilen klinik sonuçların daha iyi olduğu da bilinmektedir.”
meme3

Lütfen Paylaşın...

Yorum Yapın